BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Suriye’deki çözümsüzlüğün nedenleri ve Türkiye için yeni işbirliği alanları

8 dakika okuma süresi

Fotoğraf: AA

Suriye’deki iç savaş 10. yılına yaklaşırken henüz bir çözüm alınmış değil. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın mülteci konumuna düştüğü ve büyük bir felaketin yaşandığı Suriye’de, taraflar yeni anayasa konusunda uzlaşmaş değil.

Suriye’deki güncel durum.

Suriye şu anda 3 farklı güç unsurunun ağırlıkta olduğu, parçalara ayrılmış bir ülke konumunda. Bir taraftan Türkiye’nin eğitip-donattığı Suriyeli Sunni cihatçı milislerinden oluşan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), diğer taraftan Rusya’nın her yönüyle arkasından durduğu ve aynı zamanda Suriye Devlet Başkanı olan Esad, son olarakta ABD ve Uluslararası Koalisyon’un desteklediği Kürtler bulunuyor. Burada bir ayrıntı verelim: Türkiye, YPG ve PYD’yi PKK’nın bir uzantısı olarak görürken, ABD ve Uluslararası Koalisyon Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında, İŞİD’e karşı birlikte çalıştıkları, demokratik yerel güçler şeklinde PYD’yi lanse ediyor.

Biden ne yapacak?

Biden ekseninde Suriye’ye bakacak olursak, esasında Ankara ile Washington arasındaki PYD/PKK krizi, Obama ve Biden’dan bir mirastı. Hatırlayacaksınız Erdoğan Obama’ya “Ben miyim senin müttefikin yoksa Rojava’daki teröristler mi?” çıkışında bulunmuştu. Bu mesele Trump dönemimde yüzleşmediğimiz ve çözülmemiş bir sorun olarak masada çözümü bekliyor. Biden, ABD’de establishment dediğimiz o müesses nizamın etkili bir savunucusu. Her ne kadar Trump burada başkan olarak Türkiye aleyhinde bir karar aldırtmamış olsa da şimdi Biden’la yeniden hem Kongre, hem senato ve hem de Beyaz Saray karşımızda olacak.

Bu gelişmeler çerçevesinde Batı’yla Türkiye’nin ilişkisi Amerika için ne önem atfediyor görmüş olacağız. Ben Biden’ı Ankara ile ipleri kopartmayacak kadar Türkiye’nin önemini bilen bir isim olarak görüyorum. Türkiye bir NATO ülkesi olarak demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü kriterlerine saygılı olduğu takdir de NATO’daki o güven vermeyen ülke imajından da kurtulacaktır. Yani her iki tarafında Suriye özelinde anlaşabilmesi için karşılıklı küçük adımlar atması gerekiyor. Kim ne derse desin o bahsettiğimiz köklü reformun gelmemesi durumunda bu kriz bir süre daha aşılaması mümkün görünmüyor.

Biden ve Erdoğan 15 Temmuz sonrası birlikte ortak basın açıklaması yaparken.

Türkiye açısından Suriye’ye bir bütün olarak yaklaşmak gerekirse kamuoyunda 3 farklı görüş hakim.

Bunlardan ilki, muhalefetin İYİ Parti’yle CHP olmak üzere ortak bir görüş olarak: “Türkiye için Suriye’nin toprak bütünlüğü tıpkı Irak’ta olduğu gibi olmazsa olmazdır ve bu nedenle Türkiye orada Suriye’nin hala resmi olarak Devlet Başkanı olan Beşşar Esad’la görüşüp, ülkeyi yeniden seçime götürmesi için baskı yapmalıdır. “

Bunlardan ikincisi ise hükümetin de Suriye politikasını yansıtan görüş olarak: “Türkiye’nin “ılımlı muhalifler” dediği radikal unsurların desteklenmesi ve Esad’ın devrilip, ülkede yapılacak seçimlerden sonra iktidara Müslüman Kardeşler’in geçmesini sağlamaktır. “

Son olarak yine bir muhalefet partisi olarak HDP’nin bakış açısı ise, “Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığını tüm taraflar arasında dengeleyici bir rolle kendisini tarafsız konumlandıracağı bir arabulucu ülke olarak sağlamalıdır ve bunu yaparken, SDG’yi meşru bir aktör olarak görmeldir.“

Özetle ortak amaç: “Türkiye’nin Rusya ve ABD arasında Suriye’de ortak bir anayasa kurulmasına ve ulusal bütünlüğünü korumuş bir Suriye’nin genel seçimlere gitmesindeki yola önderlik etmesi” diyebiliriz.

Kamuoyumuzdaki bu üç görüş içerisinden benim Türkiye açısından doğru olacağını düşündüğüm görüş ise: “Suriye ve Türkiye halklarının kardeşçe bir gelecek kurabilmesinin önünü açacak bariz yolun ancak Türkiye’nin Esad’la götüreceği bir süreçten geçtiği” görüşüdür.

Esad ve Erdoğan’ın ortak basın açıklaması

Peki nasıl yapılmalı?

Türkiye ilk olarak Ortadoğu’ya bakışını değiştirerek başlamalı. O da Arap Baharı sonrası siyasal İslamcılara verilen desteği keserek, yeniden Ortadoğu’da laik ve demokratik bir ülke iddiasını ortaya koyarak olmalıdır. Kabul edelim, AKP’nin Türkiye’yi İslamlaştırma çabası da boşa çıkmıştır. Yani içeride başaramadığımızı dışarıda devam ettirmeyelim.

Bu dış politikanın oturmasından sonra emin olun Köftez’le, Mısır’la ve İsrail’le ilişkilerimizde düzelecektir. Bu ülkelerin hepsi bugün PKK/PYD’yi bir devlet kurması için destekliyor. Çünkü biz bu ülkeleri hedef alan örgütleri destekledikçe, onlarda bizi hedef alan örgütleri destekleyeceklerdir. Unutmayalım biz İsrail’i ve Arap dünyasını cephe almadan önce bu ülkeler Türk-Yunan ilişkileri ve Kürt sorununa tarafsız bakan ülkelerdi. Hatta genel itibariyle bizim yanımızda olan ülkelerdi. İnanın bu değişen politika hem içeride, hem dışarıda olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Ardından Rusya’nın arabuluculuğuyla Esad’la görüşmelere başlanmalıdır. Bu illa Esad’la- Erdoğan’ın kameralar karşısına geçmesi şeklinde anlaşılmamalı, daha alt seviyelerde götürülecek bir süreçtir bu. Zaten İdlib’te yaşadığımız Rus saldırısı sonrası Suriye Arap Cumhuriyeti’nin (rejim değil yani) toprak bütünlüğüne saygı duyduğumuzun altını çizmiştik.

Türkiye ve Suriye arasındaki bu noktada sorun ÖSO olacaktır. Türkiye’nin beslediği, büyüttüğü ÖSO bir noktada dağıtılmalıdır. Bu da yine Suriye Silahlı Kuvvetleri ve Rusya’yla ortak götürülecek bir iştir. Zira bu iki tarafta onları terörist olarak görüyor. Bu süreçten sonra ülkenin batısına sahip olan Suriye’deki “geçiş hükümeti” ülkenin kabul ettiği yabancı ülke güçleri dışında tüm unsurların (ABD dahil) geri çekilmesini isteyecektir. Bunu şöyle karşılaştıralım, nasıl meşru bir şekilde Libya’ya çağrıldıysak, benzer şekilde Rusya’da meşru olarak Suriye’de kalacaktır. Bir diğer husus ise, Suriye’deki Kürtleri ve diğer etnik, inanç gruplarını temsil edecek bir anayasa hazırlanmasıdır. Yönetim şeklinden tutunda, idari şekline kadar kapsayacak bu anayasa bir uzlaşma hükümeti ile Cenevre’de ilerlemeli sonra Suriye bir seçime gitmelidir. Son olarak da nihai bir şekilde Suriye halkının iradesini taşıyan Cumhurbaşkanı veyahut Devlet Başkanı seçilmelidir.

ÖSO militanı

Suriyeli sığınmacılar ne olacaklar?

Suriyeli sığınmacılar meselesi sadece Türkiye’nin bir sorunu değildir. Göç nerede olursa olsun uluslararası bir krizdir. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası küresel örgütlerin hepsinin elini taşın altına atacak şekilde, Suriyeli mültecilerin geri dönüşlerinde rol oynaması gerekmektedir. Uluslararası bir fon kurularak bu çalışmalar başlamalıdır.

Bugün 5,4 milyon Suriyeli geçici sığınmacı Türkiye’de yaşıyor ve en azından yine 4,5 milyon Suriyeli’ye de Suriye’de, sınırımızın dibinde bakıyoruz. Avrupa Birliği’de bize sadece 6 milyar €’luk bir fon verdi biz son 3 senedir bu yardımları almadık. AB’nin de burada adımlar atması gerekiyor. Elbette “Türkiye tüm Suriyelileri geri yollayacağı faşist bir tutum içerisine girsin” demiyor kimse… Buraya entegre olan, üreten, KDV’sini ödeyen her Suriyeli artık bizim de bir parçamızdır. Bunu da görmezden gelemeyiz. Geri dönüşler konusundaki isteksizlik, inşa edilecek demokratik bir Suriye’den sonra daha cesaret verici olacaktır.

Yunanistan’a akın eden Suriyeliler

Burada kaybeden ve kazanan kimler?

Burada kazanan tek ülke Rusya olacaktır. 2015 yılında müdahil olmasından bu yana Putin’in Rusya’sı, Esad’ın devrilmesini önlediği gibi Suriye’den Akdeniz’e çıkış biletini de korudu. Yeni kurulacak Suriye’de artık komşumuz olan Rusya’yı ne NATO’nun, ne de bizim unutmamız gerekecek.

İkinci kazanan ise Suriye’de uzun yıllar vatandaş dahi kabul edilmeyen ve artık daha da uluslararası açıdan tanınmış Kürtler olacaktır. Bu noktada artık uluslararası krize dönüşen Kürt sorununa Türkiye’nin daha gerçekçi çözümler üretmesi kaçınılmazdır.

Erbil’de bir miting

Kim kaybetti?

Türkiye en büyük kaybeden oldu diyebiliriz. Kendi içinde İŞİD’in saldırıları, bir taraftan YPG’nin bizim Suriye sınırındaki köylerimize, şehirlerimize attığı roketlerde ölen vatandaşlarımız ve milyarlarca dolarlık ekonomik kaybımız bu sürecin acı mirası oldu. En güçlü döneminde bile Esad’ı deviremeyen, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne kendini kaptıran ve hemen sonra yalnız kalıp bir anda kendisini bir beka mücadelesi içinde bulan Türkiye, en azından 3 ciddi askeri müdahalesi sonrası yanı başında bir PKK devletine izin vermedi. Biz Suriye’de bir rejim kurmak isterken bir bölünme krizi yaşadık. Bu da öngörüsüz hareket eden devlet aklının sonuçlarıdır. Bu da Monşer diye kovduğumuz değerli diplomatların ne kadar önemli olduğununda bir göstergesidir.

Bu sadece Irak’ta oluşan bir statükodan farklı bir terör örgütünün meşruiyet kazanması olacaktı, bunun önüne geçebiliriz. Bunun için de Ankara ve Erbil’in daha fazla işbirliği geliştirmesi ve küslükleri bir tarafa bırakması gerekiyor. Nitekim sayın Naçırvan Barzani’de PKK’yı suçluyor.

Şunu da söylemek isterim. Kendi içimizde de Kürt sorununa karşı bir demokratik çözüm sunmak en akıllıca hareket olacaktır. Bakın bugün Türkiye’de birçok hane Kürt-Türk evliliklerinden oluştu, 3 milyonun üzerinde Kürt İstanbul’da yaşıyor. Yani bizim Kürt sorunumuz bir bölünme sorunu değildir, bizim bu sorunumuz demokrasi sorunudur. Esasında Türkiye demokratikleşirse emin olun bize her fırsatta Ermeni ve Kürt sorunu ile yüklenen Fransa gibi ülkelerinde çenesini kapatmış oluruz.

Türkiye için Irak ve Suriye’deki gelişmeler, ülkemizin geleceği açısından stratejiktir ve Türkiye Irak ve Suriye’de olmazsa olmaz bir ülkedir. Bu mesajıda Fırat Kalkanı, Afrin ve Barış Pınarı Hareketları ile dünyaya çok net vermişizdir:

“Benim sınırımda bir PKK devleti kuramazsın!”

2018 yılında (E) Büyükelçi Uluç ÖZÜLKER’le röportajım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir