BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Göçün 60. yılı: TAVAK Vakfı göç müzesi konusunda ciddi adımlar attı

18 dakika okuma süresi

2020 yılı TAVAK Vakfı olarak “Türkiye’de bir göç müzesi” konusunda çalışmalarımıza hız verdiğimiz bir yıldı. İzmir BB Başkanı Tunç Soyer, İstanbul BB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Kültür AŞ gibi alt kuruluşlar ve yine Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’la da bu konu hakkında görüştük. Bu konuda somut geri dönüşleri aldığımız özellikle İstanbul’da yapılmasını netleştirdiğimiz projemiz için mekan bulma kısmındayız.

Prof. Dr. Faruk Şen hocam bu konuyu bana ilk bahsettiği zaman bir kısa araştırma yaptırmıştı. Dünyadaki göç müzesi örneklerine baktım ve dünyanın hemen hemen göç alan ve göç veren önemli ülkelerinde çok prestijli bir şekilde bu müzelerin varlığına tanık oldum.

Türkiye’de kurulacak bu göç müzesinin hedef kitlesi ise bizim dış göçle Dünya’nın birçok ülkesine dağılan Türk toplumu üzerine olacaktır.

Prof. Dr. Faruk Şen’in kaleminden Türkiye’de göç müzesinin amaçlarını ve neden buna bir ihtiyacımız olduğuna gelin beraber bakalım:

Prof. Dr. Faruk ŞEN

Türkiye’deki müze kültürü Avrupa’ya göre çok zayıf. Nüfusunun %9’unu göçmen olarak yurtdışına gönderen Türkiye’de bir göç müzesinin bulunmaması büyük bir eksiklik.

Cumhuriyet tarihimizin son yıllarında özel sektörün öncülüğünde açılan birkaç müze dışında pek yeni müze açılmadı. Müze kültürü, Türkiye’de fazla yerleşik değil. Okulların müze ziyaretleri ve ailelerin çocuklarını daha küçük yaşlarda müze kültürüyle tanıştırması, Türkiye’de alışılagelmiş gelenekler arasında fazla yer almıyor. Buna karşılık Avrupa ülkelerinde okul çağındaki çocuklar sık sık müzeye gidiyorlar. Ayrıca aileler de çocuklarını müzeye götürmeyi kendileri için önemli bir görev sayarlar.

GÖÇ SÜRECİ

Türkiye çok ilginç bir ülkedir. 1961’de başlayan göç olayı çerçevesinde ilk önce 6.800 Türk işçisini Almanya’ya yolladık, daha sonra başka ülkelere de gönderdik ve şu anda AB sınırları içerisinde eski üye İngiltere’yi de dahil ettiğimiz de 5,7 milyon Türk yaşıyor. ABD’den, Avustralya’ya kadar toplarsak Türk göçmenlerin sayısı 7,6 milyonu geçti. Bu da 83 milyonluk nüfusumuzun %9’undan fazladır. Dünyada oran olarak bu kadar göçmeni başka ülkelerde yaşatan başka bir ülke yoktur.

2021’DE GÖÇÜN 60. YILINA GİRECEĞİZ

90’lı yıllarda Almanya’nın eski başkenti Bonn’da üç yıl içinde dört yeni müze açıldığını söylersek ve bunların toplam ziyaretçi sayılarının Bonn’un toplam nüfusunun 10 katını bulduğunu belirtirsek Avrupa’daki müze kültürü hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Almanya’nın liman kenti olan Bremerhafen’da Almanya’dan Amerika’ya göçü simgeleyen bir göç müzesi bulunmakta. Bu müzede Amerika’ya göç edenlerin konumunu anlatan çok güzel örnekler yer almaktadır. Alman Göç Merkezi ( Deutsches Auswandererhaus ), Avrupa’nın göçle ilgili en büyük tema müzesidir. Ziyaretçiler, interaktif sergiler yoluyla göç sürecini yaşayabilirler. Müze aynı zamanda göçmen kayıtlarının veri tabanlarına da erişim sağlıyor. 

7,6 MİLYON TÜRK KÖKENLİ GÖÇMEN

Buna karşılık Almanya başta olmak üzere ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde 7,6 milyon vatandaşı göçmen olarak ikamet etmekte olan Türkiye’nin bir göç müzesi bulunmamaktadır. Nüfusunun yüzde 9’u göçmen olarak yurtdışında yaşatan Türkiye’nin böyle bir müzeye sahip olmaması büyük bir eksikliktir. Özellikle göçmenlerin büyük bir çoğunluğunun İstanbul üzerinden dış ülkelere gitmiş olması gerçeği, İstanbul’un bu konudaki önemini artırmaktadır. Almanya’da yaşayan gençler ve Türk göçmenlerinin çocukları ve torunları, kendi tarihlerini bu müzede yaşayabilirler. Türkiye’de müzelerin içi boşaltılır, çalınıp eserlerin yerine taklitleri konulurken acaba bir göç müzesinin kurulmasını beklemek ne kadar gerçekçi olur diye düşünülebilinir. Bu artık tam anlamıyla genç nesillere vereceğimiz müze kültürüyle bağlantılıdır. Amerika, Kanada gibi ülkelerde göç müzeleri önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye, Çin, Hindistan´ın yanında kendi sınırlarının dışında en çok göçmen yaşatan 3. ülke konumunda. Bu açıdan Türkiye’den göçmenlerine yönelik böyle bir saygı beklemek, son 60. yılda kazançlarını ülkelerine gönderen Türk göçmenlerinin de hakkıdır Kültür ve Turizm Bakanlığı bir ile birlikte el ele verip bu konuda somut bir proje gerçekleştirmeli veya ortaya çıkacak ciddi bir projeye destek sağlamalıdır.

TÜRKİYE GÖÇ MÜZESİ İLE YURT DIŞINDA YAŞAYAN İNSANLARINI ONURLANDIRMALI                                                          

Buna karşılık “Türkiye dış dünyadaki göçmenlerin haklarını nasıl koruyor, onlara nasıl sahip çıkıyor?” bu da ayrı bir tartışma konusu. Bugün için önemli olan Türkiye’nin bir göç müzesi oluşturması. Bu müzenin yapılacağı en önemli kentte İstanbul gibi gözüküyor. Yurt dışına giden Türklerin önemli bir kısmı İstanbul üzerinden Yurt dışına gitmiş bulunuyor.

GÖÇÜN KISA BİR TANITIMI

1961’de imzalanan Ankara Anlaşması çerçevesinde ilk olarak 6700 Türk’ün işçi statüsünde Almanya’ya gitmesinin 60. yılını kutlarken, bu ülkede yaşayan insanlarımızın sayıları bugün 3,2 milyon sınırını aşmış bulunmaktadır. 1,6 milyonluk bir kitlenin Alman vatandaşı olduğu bu ülkede TAVAK’ın son tespitlerine göre 84 bin Türk girişimcinin yanında 130 bin Türk üniversite öğrencisi, 20 binin üzerinde mühendis, mimar, doktor yaşamlarını sürdürmektedir. Almanya’da Türk üniversite mezunlarının en fazla etken olduğu branşlar avukatlık olmuştur. Bugünün Almanya’sında 6 bin Türk hukukçusu avukat olarak hayatlarını sürdürmektedirler.

Yazının devamında derlediğim dünyada göç müzesi örneklerine gelin birlikte bakalım.

GÖÇ MÜZESİNİN TARİHSEL ARKA PLANI

Dünyada göç olgusu insanlık tarihi açısından kırılmalar ile şekillenerek günümüze gelmiştir. Göçlerin temel nedenleri bu tarihsel süreçte ekonomik, askeri (savaş vb), salgın hastalıklar ve doğa olayları olmuştur. Dünyada göç hareketlerinin en stratejik konumunda bulunan Anadolu coğrafyası, kitlesel göç hareketlerinin eski merkezi ve geçiş yolu olmuştur. Dünyada her yüzyıl kendi içerisinde kitlesel göç hareketlerini barındırmıştır. Coğrafi keşifler ile yeni kıtaların keşfi ise dünya tarihi açısından göç hareketlerinde yeni bir yüzyılında habercisi olmuştur. Bu açıdan “göç olgusu” dünya tarihi açısından en önemli kitlesel hareketlerden biri olmuştur. Dünyada özellikle Soğuk Savaş sonrası Liberalleşme, küreselleşme gibi yönelimlerin etkisi ile özellikle Batı toplumları farklı etnik, dil, din gibi kültürel değerleri yaşatma ve medeniyetler arası köprü kurma gibi işlevleri açısından göç müzesi kurmuşlardır. Dünyada göç müzesinin anlamına baktığımız zaman ortak amaç geçmişe ayna tutmak ve barış içinde bir gelecek vizyonu oluşturmaktır. Bu kapsamda ülkeler hem aldıkları göçle, hem de verdikleri dış göçler üzerine müzeler kurmuşlardır.

Avustralya Melbourne Göçmenlik Müzesi (Immigration Museum Melbourne)

Avustralya Kıtası’nın keşfi ile İngilizler koloniler kurarak bu yeni kıtaya göç hareketlerini başlatmışlardır. 1997 yılında kurulan müze, göçmenlik tarihini belgeleme çalışmalarının yanı sıra çeşitli kültürel sergilere de ev sahipliği yapmakta ve eğitim programları da sunmaktadır. Müzenin avlusu, yemek, müzik ve kültürün bir karışımı olan topluluk festivallerine ev sahipliği yapmak için kullanılmaktadır. İnsanların köklerini arayabildiği Göçmenlik Keşif Merkezi ve 90’dan fazla ülkeden gelen göçmenleri onurlandıran Tribute Garden’ı kapsamaktadır. Tüm din, dil ve ırkları onurlandıran bu müzedeki festivaller, bu göçmenlik müzesi ile kültürler ve medeniyetler arası diyalogu da sağlamaktadır.

Avustralya Melbourne Göçmenlik Müzesi

Kanada Pier 21 Göçmenlik Müzesi (Canadian Museum of Immigration at Pier 21)

Halifax, Nova Scotia’da 1999 yılında Pier Society adlı bir kurumun çalışmaları ile kuruluna Pier 21, Kanada’nın ulusal müzesidir. Müzedeki eski okyanus gemisi terminali ve göçmenlik olgusu 1928’den 1971’e kadar olan Pier 21’in bir bölümünü oluşturur. 20. yy’da çok yoğun göç hareketleri alan Kanada, günümüzde de bu göç hareketlerinin devam ettiği bir ülkedir. Müze, Pier 21 Society tarafından 1999 yılında işletilen bağımsız bir kurum olarak başladı. 2011 yılında Kanada federal hükümeti tarafından yönetilen ulusal bir müze haline geldi. Kanada Göçmenlik Müzesi, Kanada’daki halkların ilk temastan günümüze kadar 400 yıllık Kanada’ya göç hikayesini anlatmak için oluşturuldu. Bir multimedya göçmen haritası, ziyaretçilerin göç eğilimlerini görselleştirmelerini sağlar. BMO Sözlü Tarih Galerisi, ziyaretçilerin temaya göre göz atabileceği yaklaşık 200 sözlü tarih içeriyor. Sergi dört bölüme ayrılmıştır: Yolculuk, Varış, Ait olma ve Etki.

Pier 21 bu 400 yıllık süreçte ilk göç hareketlerinden bu yana Halifax Nova Scotia’da mevcuttur. Bu liman şehrine gelen göçmenler orada ilk gettolarını kurup, demiryolu bağlantısı sağlandıktan sonra Kanada’nın diğer bölgelerine göç sürmüştür. Bununla birlikte, demiryolunun tamamlanması ile 1928 yılında Pier 21’in açılması arasındaki elli yıllık boşlukta, Halifax’a deniz yoluyla gelen – bazı istisnalar dışında – birçok kişi Halifax’ın Kuzey ucuna Pier 2 yoluyla geldi. Zamanla, Pier 2’de göçmen alımı için bir kargo iskelesindeki basit uyarlamalardan geniş ve amaca uygun inşa edilmiş mahallelere kadar birçok farklı düzenleme yapıldı. Yolcu kabulüne ilişkin erken düzenlemeler ilkeldi. İç demiryolu bağlantısının tamamlanmasından on yıl sonra bile, okyanus yolcuları genellikle bir kargo kulübesine inmişlerdir. İnsanların ve bagajın kulübenin içine ve dışına akışı, kulübenin kapılarının genellikle açık bırakılması anlamına geliyordu ve Halifax’ta – bir kış limanı – bu, kabul etmek veya trene katılmak istemek yolcular için sefil bir durumdu. Her ne kadar küçük bekleme alanı çok rahat olmasa da, site göçmenlere tuvaletlere, bagajlara ve bilet imkanlarına erişim imkanı sunuyordu. 

Göçmenlik yetkilileri 1889’da konaklamayı iyileştirmeye başladılar. Bu, göçmenlik makamlarının demiryolu ile işbirliği yaptığı iskelelerin üstünde açık bir anlam bıraktı. 200 metrelik bir göç kulübesi inşa etmek için Kulübe, mutfak, yemek odaları ve uyku konaklama birimleri sunan küçük bir ek bina ile tamamlandı. Pier 2’deki bu yeni göç tesisi 1890 kışında tamamlandı.

Dünyanın en büyük 2. Yüz ölçümüne sahip ülkesi olan 35 milyonluk Kanada’nın göçmen politikası her zaman çok sıkı olmuştur. Yakın tarihimizde yaşanılan savaşlarda çok az sayıda mülteciyi kabul ederken, ülkedeki dengeler gözetilmiştir. Pier 21 müzeye dönüştürülerek Kanada göç tarihinin simgesel yapılarından biri olmuştur. Kanada 226 ülke veya bölgeden toplam 7,5 milyon insanı Kanada dışı doğumlular olmak üzere ülkesine kabul etmiştir. Bu oran Kanada nüfusunun %25 yapar.

Kanada Pier 21 Göçmenlik Müzesi

Danimarka-Amerika Göç Müzesi (Museum of Danish America)

Danimarka Göçmen Müzesi kar amacı gütmeyen bir kurum olarak Danimarka’nın Amerika’ya göç tarihini korumak için 1983 yılında kuruldu. 1994’te Danimarka mimarisini anımsatan ilk evre binası tamamlandı ve Danimarka göçmenlik öyküsünün yorumlanmasında önemli eserler barındırdı. Müze, 1994 yılının Haziran ayında Danimarka-Amerikan toplumu için ulusal bir merkez olarak açıldı. Ekim 2013’te müze resmi olarak Danimarka Amerika Müzesi adını kabul etti . Müzenin 35.000’den fazla eserin eser koleksiyonu çeşitli ve geniş kapsamlıdır. Danimarka’dan getirilen aile yadigarı, el sanatlarının dikkate değer örnekleri, erken göçmen esnaf araçları ve Danimarka-Amerikan kulüp ve organizasyonlarından hatıralar var. Sergilenen öğelerin çoğu, Danimarka ailelerindeki nesiller boyunca aktarılan hazinelerdir.

Başlangıçta Elk Horn Lutheran Kilisesi tarafından organizasyona bağışlanan müzenin alanı, Frank Lloyd Wright’ın meslektaşı ve Prairie Peyzaj Mimarlığı Okulu’nun babası olarak adlandırılan Jens Jensen Prairie Manzara Parkı’na dönüştürüldü. Parkta halka açık iki konsey halkının yanı sıra Jens Jensen’ın hayatı ve felsefeleri hakkında yorumlayıcı panelleri olan bir pergola dikildi. Park boyunca ve Friends ‘Yürüyüş yolu boyunca tabelalar Jen’in tasarım yaklaşımı ve parkın özellikleri üzerinde genişler. 2014 yılında 8.000 metrekarelik Christensen Küratörlük Merkezi tamamlandı. Bu genişleme müzenin batı tarafında kısmen yer altındadır. Alan, genişleyen bir koleksiyonun depolama ihtiyaçlarını karşılar ve ayrıca çevre dostu kır yeşili çatısına sahiptir. Müze üyeleri ve bağışçıların desteği ile iyileştirmeler ve ilaveler devam etmektedir .

Dört kuruluş, tüm Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Danimarka göçmen deneyimini korumak ve incelemek için işbirliği içinde çalışmaktadır.

Danimarka Amerika Müzesi – Elk Horn, Iowa

Danimarka Amerikan Arşivi ve Kütüphanesi – Blair, Nebraska

Danimarka Göçmen Arşivleri – Grand View Üniversitesi – Des Moines, Iowa

Danimarka Amerikan Kültürel Miras Topluluğu – Salem, Oregon

Dış göçleri kendi ülkesinde yaşatan bu müzenin misyonu ise şöyle belirtilmiştir.

“İlham Verici: Danimarkalı – Amerikalıların vizyonunu, hırsını ve gayretini onurlandırıyoruz ve gelecek nesillere hikayelerini anlatarak ilham vermeye çalışıyoruz.

Çok köklü: Danimarka mirasımıza değer veriyoruz ve yerel Amerikan topluluklarımıza derinden bağlıyız.

Geleceğe odaklanıyoruz: Geçmişi canlı tutmak için daima geleceğin bir parçası olarak kalmamız gerektiğinin farkındayız.

Danimarkalı-Amerikalıların tarihinin ve ilham verici başarılarının dünyanın önde gelen derleyicisi ve iletişimcisi olarak tanınmak.

Müze ve Elk Horn köyünü Iowa’nın turistler, eğitimciler ve yerel aile gezileri için en iyi yerlerinden biri haline getirmek ve Danimarka-Amerikan tarihine sahip diğer yerel toplulukları desteklemek.

Uluslararası müze endüstrisinde bir düşünce lideri ve trend belirleyici olarak tanınmak, sürekli olarak yenilikçi sergiler, etkinlikler, yayınlar ve çevrimiçi medya araçlarıyla dünya çapında kitleler için yeni ve ilham verici deneyimler sunmak.”

Danimarka-Amerika Göç Müzesi

Fransa Ulusal Göç Tarihi Müzesi (Cité nationale de l’histoire de l’immigration)

Nisan 2007’de açıldığında müzenin önceden var olan koleksiyonu yoktu. Bu nedenle eski bir nihilo koleksiyonu oluşturmak gerekiyordu: Fransa’da iki yüzyıllık göç tarihini gösterecek olan bu koleksiyonu kurmak, satın alma süreçleri ile başladı.

Kronolojik olarak, Fransa’daki göç tarihini 19. yüzyılın başından günümüze kadar analiz etmek ve metodolojik bir bakış açısıyla, kırılmanın aşamalarını tanımlamak meselesidir. Uzun yolculuklar veya sürgünde bulunan topluluklardan çok sayıda görüş almayı hedefler. Arşivlerde bulunan gerçeğin zamandan bugüne dönmesi ile başlayan tarihsel görünüm, Fransa’ya iki yüz yıllık göçün bağlamsallaştırılmasını sağlar.

Antropolojik görüş, geçmişe geri döndüğü ve göçmenlerin sözlerinden başlayarak, ilgili kimlikteki değişiklikleri analiz ettiği gözlemlenen çağdaş gerçeğe dayanmaktadır. Sanatsal bakış, göçmen gerçeğin öznel, estetik, hatta duygusal bir yorumunu sunar.

Müze, bu farklı disiplinler arasında bir diyalog kurarak, gerçekleri dayatmadan anlamaya yardımcı olmak ve yeni problemleri dışlamadan bilgiye açılmak istiyor. Sosyo-tarihsel bağlam böylece eşsiz yaşam yolları ve sanatsal yorumlarla ilişkilidir. Müzenin bu hikayeyi sadece okunaklı hale getirmekle kalmayıp, aynı zamanda halkın sorgulama durumunda daimi kuruluma göz atabileceğini umması da bu gözlerin kesişmesidir.

Ulusal Göç Tarihi Müzesi tarafından dağıtılan ve sunulan bu hikaye, mümkün olan en geniş kitleye hitap etmeyi amaçlamaktadır ve bu nedenle, her ziyaretçinin uzun zamandır saklı olan ulusal tarihin bu kısmını kavraması gerekir.

Çeşitli Devlet hizmetleri, gazeteler ve diğer dönem yayınlarından arşiv belgeleri, posterler, karikatürler ve basın çizimlerinden oluşan bu koleksiyon aynı zamanda imgeye de yer veriyor.

Fotografik görüntü, koleksiyonların anayasa ve gelişiminin temel eksenlerinden birini temsil eder. Buna karşılık, yaşam öyküleri gibi kolektif kaderlere tanıklık eden bir sanat eseri ya da tarihi belge, göçün insan boyutunu çevirir.

1950’lerden itibaren, göçmenlerin yaşam ve iş yaşam koşullarına doğrudan bağlı olan fotoğraf sayısı önemli ölçüde arttı. Birçok fotoğrafçı daha sonra çalışmalarının çoğunu Gérard Bloncourt, Yves Jeanmougin, Jean Pottier ve hatta Jacques Winderberger gibi göçlere ayırıyor.

Göç, bölge, sınırlar ve kökler, bugün Fransa’da yaşayan ve çalışan çok sayıda sanatçının Fransız ya da yabancı sanatsal yaklaşımının merkezindedir. Konuya ilişkin açıklayıcı karakterin yanı sıra, müze bu üretimi incelemek ve yavaş yavaş bu fenomenin önemli bir koleksiyonunu oluşturmak istiyor.

Sanat eseri, biçimsel çeşitliliğinde – fotoğraf, video, yerleştirme, heykel, yazı ve özellikle de polisizmin ek bir kavram sunmaya izin verir. Belgeseli ovalayarak, sembolik bir boyuta ulaşmak ve duygusal bir yük aşılamak onun ötesine geçer. Etnografik nesne, kendi içinde olmasa bile, müzenin koleksiyonlarındaki yeri açıkça vardır.

Göçmenlik mirası tanımının temsil ettiği zorluk göz önüne alındığında, yakın ya da uzak torun göçmen nüfuslarının bu çalışma ile ilişkilendirilmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Nesneleri toplamak, nesnenin sahiplerinin belleğini kaydeder.

Dolayısıyla tanıklık esastır. Doğrudan (kişi yaşarken filme tanıklık) veya dolaylı (tanıklık yazılı olarak bırakılır veya sözlü olarak aktarılır) olabilir.

“Basit” ve günlük nesnelerin “ikonik” olabilmesi şaşırtıcı görünebilir. Aslında bu, bir bilim insanının bakışının, bu durumda etnologun çifte eylemidir ve bu nesnelerin etnografik nesnenin ilgisini yaratan yaşam seyrinin sorumluları olmasıdır. Hem Fransa’ya göçü, hemde Fransızların dış göçünü inceleyen müze bu bakımdan geniş bir kaynağa sahiptir.

Fransa Ulusal Göç Tarihi Müzesi

Almanya Hamburg Ballinstadt Göç Müzesi (Das Auswanderermuseum BallinStadt Hamburg)

2.500 metrekarelik bir alanda, Göç Müzesi BallinStadt Hamburg’da dört dönemin büyüleyici göç tarihini deneyimlerini sunan bir müzedir. Sergiyi ziyaret ederken, yeni bir vatana giden insanların umutlarını ve hayallerini gerçekleştirmek için ayak izlerini takip edildiği bu müze, Hamburg’daki eski göç salonlarının kurucusu Albert Ballin’in eseridir. Deutsches Haus der Migration (Alman Göç Evi) olarak BallinStadt, 80’den fazla akademik kurum ve kuruluştan oluşan dünya çapında bir ağın parçasıdır.

Almanya’nın Hamburg limanındaki bir anıt park ve eski göç istasyonuna kurulan müze,. 1850’lerden 1930’ların başına kadar, yerin göç salonları, Avrupa’nın çeşitli yerlerinden yaklaşık beş milyon göçmen için son çiftlik eviydi ve Amerika’ya ayrılmayı bekliyordu . BallinStadt müzesi 2007 yılında açıldı ve adını Hamburg Amerika Hattı Genel Müdürü Albert Ballin’den (1857-1918) aldı . Müze ayrıca “Göç Müzesi” veya “Düşler Limanı” olarak da pazarlanmaktadır. 

Başlangıçta 1901 yılında inşa edilen sitenin İsviçre dağ evi tarzı mahalleleri göçmenler için barınma, konaklama ve / veya eğlence sağlamıştı. 1934’te istasyon Naziler tarafından kapatıldı ve yıkıldı, ancak 2000’lerin başında orijinaline yeniden inşa edildi. Bugün, göç salonları (Almanca: Auswandererhallen ), Hamburg’a gidip gelirken göçmenler, yaşam koşulları ve deneyimleri ile ilgili bir sergiye ev sahipliği yapıyor.

Ellis Adası Ulusal Göç Müzesi (Ellis Island National Museum of Immigration)

Ellis adası ise 1892 ile 1954 yılları arasında Amerika’ya gelen göçmenlerin ilk giriş ve kontrollerinin yapıldığı adadır. Bu adada gezebileceğiniz bir müze bulunmaktadır. Göçmenlerin büyük çoğunluğu için, Ellis Adası gerçekten bir “Umut Adası” idi – Amerika’daki yeni fırsatlara ve deneyimlere giden ilk durak oldu. 

Ellis Adası Ulusal Göç Müzesi

Arjantin Buenos Aires Göçmenler Müzesi (Hotel de Inmigrantes Meseum)

Arjantin Buenos Aires’de, limanın yanında kurulan Hotel de Inmigrantes, Avrupa’dan 19. yy’da gelen göçmenlerin ilk durakları olmuştur ve günümüzde simgesel bir anıt müze olarak kullanılmaktadır. Avrupa’daki siyasal, askeri ve ekonomik bunalımdan yeni bir hayat kurma düşüncesiyle göç eden bu insanların sayılarının hızla artması sonucunda kentte 3 göçmen oteli kurulmuştur. Daha sonra bu 3 otel yıkılmış ve şimdiki binasının yapımına 1906 yılında başlanmış ve 1911 yılında tamamlanmıştır. Arjantin Devleti’nin sahip olduğu bu müze geçmişte göçmenler için bir otel olarak tabir edilse de aslında bir göçmen kampı işlevi görmüştür. Buraya sığınan göçmenler değişik alanlarda istihdam edilmiş ve bakımları, ihtiyaçları karşılanmıştır. Arjantin hakkında bilgi verilen ve göçmenleri de entegre etmek gibi çok fonksiyonel bir hizmet sunan otel, 1997 yılında milli anıt olarak müzeye çevrilmiştir. Arjantin dünyada göçmenlerin oluşturduğu yeni ülkelerden biridir.

Arjantin Buenos Aires Göçmenler Müzesi

Brezilya São Paulo Devlet Göçmenlik Müzesi (Hospedaria de Imigrantes do Brás São Paulo)

Hospedaria de Imigrantes do Brás, 1886-1887 yılları arasında inşa edilmiştir. São Paulo Hospedaria de Imigrantes do Brás binasının inşaatı 1886’dan 1888’e kadar uzanır. 1908’de ilk büyük yenileme, göçmenlerin akışındaki sürekli artışla başa çıkmak için inşa edilen alanların genişletilmesi ile gerçekleşti. Ancak, mimarisinde önemli bir değişikliğe damgasını vuran 1936 tadilatıydı. O zamana kadar açık tuğlalardan yapılmış olan cepheye, sadece bir kısmını ekranda bırakan bir kaplama verildi ve içi boş balkonlar çiçek kutuları ve büyük kemerler ile değiştirildi. İki yan rampa ile çeşmenin inşası da o andan başlayarak merkezi binanın zemin katına erişim sağlayan merdivenin yerini alıyor.

Göç Müzesi Hospedaria de Imigrantes do Brás projesiyle gerçekleşmiştir. Bu proje 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa’da sefalet ve açlık durumu nedeniyle, Brezilya’nın en önemlisi ana kahve üreticisi São Paulo’da tarlalarda ve sanayi de çalışmaya gelen göçmenleri ağırlamak için kurulan hanlar sistemi olarak tanımlanabilir. Bu bakımdan Arjantin’deki müzeyle çıkış noktası itibariyle benzerlik göstermektedir.

1887’de açılan Hospedaria de Imigrantes, São Paulo’da yaşamayı seçen diğer ülkelerden binlerce yabancı ve Brezilyalı için ilk São Paulo eviydi. Temel işlevleri, göçmenleri memnuniyetle karşılamak ve yeni işlere yönlendirmekti. Bunun için binanın Resmi Yerleştirme ve Çalışma Ajansı vardı. Konaklamaya ek olarak, eczane, laboratuvar, hastane, postane, çamaşırhane, mutfak ve tıbbi ve diş yardımı sektörleri göçmen işçiler için sağlandı. Çok sayıda insanla başa çıkmak için, düzinelerce çalışanı içeren akışlar ve programlarla katı bir yapı tasarlandı. 

Özellikle 1930’larda Hospedaria diğer Brezilya ülkelerinden göçmen işçileri de ağırlamaya başladı. 1970’lerde orijinal işlevini kaybetti ve 1978’de faaliyetlerine son verdi. 91 yıllık faaliyetinde, Hospedaria 70’ten fazla etnik kökene sahip yaklaşık 2,5 milyon kişiyi barındırmıştır. Kapatılmasından bu yana, Hospedaria de Imigrantes bir dönüşüm sürecinden geçti, devlet mirası olarak São Paulo ve Brezilya’nın tarihinde önemli bir simge haline geldi.  1986’da Centro Histórico do Imigrante kuruldu. 1991 yılında, bina belediye ajansı Conpresp’in listesine girdi, kısa bir süre sonra Göç Müzesi kuruldu (1993). 1998 yılında Göçmenler Anıtı oldu ve sonunda, Göçmenlik Müzesi olarak adını değiştirdi (2011).

Brezilya São Paulo Devlet Göçmenlik Müzesi

Bu araştırmamın sadece bir kısmını oluşturan müzelerdi. Her birisinin ortak değeri ise geçmişle bağlı oldukları ülke arasında bir köprü görevi görmesi. Dünyada yaşayan Türk toplumunun Türkiye ile bağlarını güçlü tutması önemli, bakın COVID – 19 aşısını Almanya’da bir Türk çift buldu. Dünyada önemli başarılara imza atmış bu insanlarımızı Sayın Şen’in dediği gibi onurlandırmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir