BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

2020 yılının sonuna yaklaşırken iki yaptırım tehdidiyle karşı karşıyayız

6 dakika okuma süresi

2020 yılının son virajını alırken yaptırım tehditleriyle karşı karşıya kalan Ankara’nın, 2021 yılında nelerle karşı karşıya kalacağı dış politikada kendisini hissettirmeye başladı. ABD’nin hasımlarına karşı uyguladığı CAATSA yaptırımları Türkiye için yeniden gündeme gelirken, öbür taraftan AB’nin 10-11 Aralık’ta Fransa, Yunanistan, Lüksemburg, Avusturya, Güney Kıbrıs gibi AB içerisinde Türkiye karşıtı cepheye angaje olmuş ülkelerin yoğun baskısıyla Türkiye’ye yaptırımlar özel bir başlıkta görüşülecek.

Bir NATO müttefiki olan Türkiye Batı dünyasına karşı ciddi bir sınav veriyor

Türkiye 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Batı İttifakı’na karşı hali hazırda kırılgan olan güveni tamamen sarsıldı. Batı’yla olan ilişkilerini Rusya’yla yakınlaşarak dengeleyen Türkiye, bu tarihten sonra 2013 Gezi Olayları’nda sinyallerini gösterdiği şekilde demokrasi, insan hakları, hukuk ve ifade özgürlüğü gibi konulardan uzaklaşarak daha güvenlikçi ve otoriter bir devlet olarak Batı’yla ilişkilerinde kendisini konumlandırmaya başladı.

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında Türkiye Rusya’yla yakınlaştı

24 Kasım 2015 yılında Türkiye’nin Suriye’de bir Rus uçağını düşürmesiyle gerilen Türk-Rus ilişkileri, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde Erdoğan’a ve meşru hükümete desteğini sunan ve darbe girişimiyle ilgili önceden istihbarat veren Putin, daha sonra Erdoğan’la 9 Ağustos 2016 tarihinde Saint Petersburg’da bir araya gelerek ilişkileri normalleştirme kararı almıştı. Erdoğan sınır ihlali gerekçe gösterilerek düşürülen Rus uçağıyla ilgili ilk olarak “Aynı ihlal bugün yapılsa Türkiye yine aynı karşılığı vermek durumundadır” dese de Putin’le görüşmesinden sonra bu olayın arkasında FETÖ’nün olduğunu söyledi ve Türkiye ölen pilotlar ve düşürülen uçak için Rusya’ya tazminat ödemeyi kabul etti.

Fırat Kalkanı Operasyonu Batı’ya ilk mesajdı

Erdoğan ve Putin’in Petersburg’da gerçekleştirdiği zirvesinin hemen ardından, darbeden 1 ay sonra Ankara’ya gelen ve darbe girişiminden birinci derecede suçlanan ABD’nin o dönemki Başkan Yardımcısı olan Biden’ın, bombalanan meclisi gezdiği sırada Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlatması, Türkiye’nin ABD’ye ciddi bir mesajı olarak algılandı.

“Ortağın ben miyim, Kobani’deki teröristler mi?”

Türk-Amerikan ilişkileri, ABD’nin Suriye’de İŞİD’e karşı Kürt savaşçıları tercih etmesi ve orada otonom bir Kürt bölgesi kurma hedefleri sonrasında ilk ciddi krizi yaşadı. 2016 yılının Şubat ayında Obama Yönetimi’ne “ortağın ben miyim, Kobani’deki teröristler mi?” çıkışıyla ABD’ye güvensizliğini ortaya koyan Erdoğan, 15 Temmuz sonrasında Fetullah Gülen’i iade talebini Biden’a iletmiş fakat ABD olayın ardından hala 4 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Gülen’i iade etmemiştir.

ABD ve Avrup Birliği’nin FETÖ ve PKK/PYD’ye verdiği destek nedeniyle dış politikada Rusya’ya “itilen”, iç politikada daha güvenlikçi ve daha otoriterleşen bir ülke olarak demokrasi, insan hakları, hukuk ve ifade özgürlüğü gibi konularda Avrupa Konseyi tarafından gözetim altına olan Türkiye’nin Batı’yla yaşdığı yol ayrımı sadece bu olaylarla sınırlı değil.

Kendi güvenlik kaygılarına karşı ikircikli olmakla Batı’yı suçlayan Erdoğan oluşan bu konjonktürde referandumu gerçekleştirerek başkanlık sistemini getirmiş ve ertesi yıl OHAL şartlarında ülkeyi erken seçime götürerek Cumhurbaşkanı seçilmişti.

Trump Yönetimi’yle Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlara çözüm uman Ankara, ilk ciddi krizi Rahip Brunson’un iadesiyle yaşadı. Fetullah Gülen’in iadesi sürecinde “ver papazı, al papazı” çıkışını yaparak Rahip Brunson’ı pazarlık unsuru dönüştürerek Erdoğan, her ne kadar “bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsın” dese de ABD’nin sert yaptırımları karşısında Türkiye ciddi bir “döviz ve borç krizi” yaşadı, bunun sonucu olarak Brunson serbest kalmış ve Erdoğan’la Trump arasında daha sonra yakın bir diyalog süreci başlamış olacaktı. Hatta Trump Türkiye’nin S-400 alımından dolayı Obama Yönetimi’ni suçlayacak ve Suriye’de Barış Pınarı Operasyon’u konusunda Ankara’ya yeşil ışık yakacaktı.

Obama döneminde ortaya çıkan sorunlar, Trump Yönetimi’yle çözümsüz kaldı ve yeni sorunlar eklendi. ABD’nin 46. Başkanı seçilen Biden’ın dış politikada Rusya, Çin, İran ve Türkiye konusunda rasyonel çözümler üretmesi bekleniliyor.

Herhalükarda Türk-Amerikan ilişkileri hastalıklıdır. İlişkilerdeki sorunlar sadece Biden Yönetimi’nin iyimser bir yaklaşımı ile çözülmesi mümkün görünmüyor çünkü Kongre’de Türkiye karşısında ve CAATSA yaptırımlarını Türkiye’ye karşı ikinci kez masaya getiren yine Kongre oldu. Trump her ne kadar bunu şu ana kadar ertelemiş olsa da önüne ikinci kez gelen bu yaptırım kararlarını 30 gün içerisinde daha da yumuşatarak imzalayabilir. Türkiye’ye karşı ABD’nin hasımlarına uyguladığı CAATSA yaptırımları bu dönem Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği açısından oldukça kritik kalmayı sürdürecek.

Türkiye’nin S-400 alımı müttefikleriyle güven bunalımına yol açtı

S-400’lerin aktive edilip, edilmemesinin de ötesinde Kongre Türkiye’den bunların tamamen kaldırılmasını talep ediyor. Geçtiğimiz aylarda Erdoğan, “S-400’lerin Sinop’ta test edildiğine iliskin bilgiler var. ABD Savunma Bakanlığından da konuya ilişkin açıklama yapıldı. Konuya ilişkin değerlendirmeniz nedir?” şeklindeki soru üzerine:”Bu testler doğrudur yapıldı, yapılıyor ve Amerika’nın bu yaklaşımı kesinlikle bizi bağlamaz. Çünkü biz elimizdeki bu tür imkanların testini yapmayacağız da neyi yapacağız? Herhalde bunu da biz kalkıp Amerika’ya soracak değiliz. Dolayısıyla biz sadece S-400 değil, bunun dışında birçok hafif, orta, ağır silahlar bunların içinde Amerika’dan aldığımız birçok silahlar da var, bunların da testlerini yapıyoruz. Bundan sonra da yine aynı şekilde yapmaya devam edeceğiz. Bu arada tabii Yunanistan’ın elinde S-300’ler var. Bırakın testleri, kullanıyor. Oraya böyle bir şeyi Amerika soruyor mu veya söylüyor mu? Yok. Yani burada özellikle Rusya’ya ait bir silah olması demek ki bu beyefendileri rahatsız ediyor. Biz kararlıyız, yolumuza da aynı şekilde devam ediyoruz” diyerek çok keskin ifadeler vermişti. S-400 alımıyla Türkiye üreticisi olduğu F-35 programından çıkartılmış ve parasını ödediği uçakları ABD‘den alamamıştı.

2021 yılı Türk-Amerikan ilişkilerinde S-400’ler, F-35’ler, Suriye’de ABD’nin YPG’ye desteği, Fetullah Gülen’in iadesi, Halk Bank davası ve Türkiye’nin Ortadoğu’da giderek artan etkisi gibi konularda çözümsüzlüklerin masaya yatırılacağı bir yıl olacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne kadar reform çıkışı yaparak Batı’yla işbirliği için adımlar atsa da bu açıklamalar, uygulamada somut bir şekilde kendisini gösterememişti. Türkiye’nin kendi güvenlikleri için jeostratejik ve jeopolitik önemini iyi bilen Batı, Türkiye’yle yaşadığı gerilimi onu kaybedecek noktaya taşır mı, 2021 bu açıdan belirleyici bir yıl olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir