BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

2021 yılı Türkiye’nin Batı ile Avrasya arasında seçim yapacağı bir yıl olacak

6 dakika okuma süresi

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran liderlerimiz, ülkemizi II. Dünya Savaşı gibi bir yıkımın dışında tutup, SSCB’nin tehditlerine karşı Batı’yla işbirliği yaparak denge politikası izlemişler ve bu süreçte Kıbrıslı Türklerin haklarını korumayı da başarmışlardı.

NATO’ya üye olmamızla birlikte ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında SSCB’nin işgalinden kurtulduk ama ilginçtir bizim ülkemizin kuruluşunda Batı emperyalizmine karşı bizi destekleyen de Lenin’in SSCB’si olmuştu. Burada SSCB ve Batı, bizi sevdiği için mi farklı zaman ve konjonktürde desteklediler HAYIR. İki tarafta kendi güvenliği için bizi desteklediler.
Yine Atatürk Montrö Anlaşması ile boğazlarda kesin tam egemenlik haklarını nasıl elde etti? II. Dünya Savaşı’yla artan gerginliği fırsata çevirerek… Tıpkı Hatay’ı anavatana kattığı gibi… İşte diplomasi budur.

Ardından SSCB’nin dağılmasıyla bu iki kutuplu dünya sona erdi ve bir anda ABD hegemonyası kendisini Körfez Savaşı, ardından 2003’te Irak’ı ve Afganistan’ı işgalle ortaya koydu. Bu dönemle oluşan konjonktürle birlikte büyüyen ekonomisi, artan nüfusu ve askeri gücüyle bir bölgesel güç olarak 2000’li yıllarda ortaya çıkan Türkiye, 2013 yılında tarihinde ilk defa 12.500 $ ulusal gelire ulaşmayı başarmıştı. Bunu da Batı’yle gelişen işbirliği ve demokrasi ile sağladı.

Ancak bugün sorunlarımız bir çığ gibi yeniden büyüyor ve biz dışarıdaki tehlikelere karşı ne yazık ki içeride bir bütün olarak ortak mücadele edemiyoruz.

Türkiye’nin içinden geçtiği bu kritik sürecin en büyük sorunu ise dışarıda değil, farklı etnik ve dini kimliklerden oluşan toplumsal yapısı nedeniyle ortaya çıkan istikrarsızlık olmuştur. Bunun da reçetesi olan demokrasiyi ne yazık ki 2021 yılında dahi içselleştirememenin acısını yaşıyoruz. 8 bin $’ın aşağısına inen milli gelirimiz bu acı tabloyu daha da net ortaya koyuyor.

Peki neden Türkiye iç barışı bir türlü sağlayamıyor?

Öncelikle farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir diyemiyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan 84 milyon vatandaşın dini, etnik kimliği, yaşam tarzı ve kültürüyle bir türlü eşit yurttaşlık ilkesi ortaya koyamıyoruz. Çok kutuplaşan bir iklimde kendimizi yiyip bitiriyoruz. Bunun çözümü ise çok BASİT!

Türkiye, tüm vatandaşlarını kapsayacak ve herkesin üzerinde uzlaştığı evrensel bir anayasa ortaya koymalı, hukuk devleti ilkesini kayıtsız şartsız bağlı kalmalıdır. Demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü ile birlikte, kuvvetler ayrılığı, yönetim biçimimiz ne olursa olsun devlet olarak müesses nizam olarak ortak ilke kabul edilmelidir.

Geçmişten günümüze İslamcılarla sekülerlerin birbirlerine duymadığı saygı ve intikam duygusu bizi yiyip bitirdi. Daha yeni Boğaziçi Üniversitesine kayyumla atanan rektör ve muhafazakarlarla milliyetçilerin bu durumu protesto eden öğrencilere ve akademisyenlere terörist demesi, elitler diyerek kuruplaştırmayı arttırması, bunun yanında başörtü polemiği enerjimizi tüketen olayların son örnekleridir. Bu arada zaman zaman bir sekülerlerin ittifak yaptığı, bazen muhafazakarların yaklaştığı ancak milliyetçilerin asla bir araya gelmediği Kürt siyasal hareketi var… Onlar zaten Türkiye’nin her dönemin istenmeyen evladı muamelesi gören kesmi olarak ortaya çıkıyorlar… Hazır Kürt sorununa girmişken belirteyim artık bu sorun uluslararası bir krizdir. Irak, Suriye ve İran gibi bölge ülkelerin, bu krizin bir parçası haline gelmişken, Ankara gerçekçi bir politika ortaya koyamamaktadır. Bunu başka zaman konuşuruz…

Gelelim dış tehtide…

Türkiye’deki herkes bugün iktidarda kim olursa olsun belki daha akılcı diplomatik hamlelerle bu kadar kötü bir dış politika vizyonu ortaya koymazdı ama netice de eğer dik duracak bir iktidar olsaydı, yine biz ABD ve AB’den yaptırım tehditleri duyacaktık…

Neden mi?

Bizim uzun yıllardır bir hava savunma sistemine ihtiyacımız vardı. İlk olarak Saddam Hüseyin gibi bir diktatör bizi Scuad füzeleriyle tehdit ettiğinde bu ihtiyaç ortaya çıkmış ve daha sonra kuvvetlenen İran ve ortaya çıkan Arap Baharı sonrası süreç bizi güvenlik ihtiyacına sokmuştu. NATO, bir süre bu ihtiyacı giderdi ancak Kıbrıs Barış Harekatı’nda olduğu gibi güvenilmeyeceğini ortaya koyup Patriotları ülkemizden çektiklerinde bu ihtiyaç bir zorunluluk olarak daha da ön plana geçmişti. Bir de S-300’leri olan Yunanistan’la artan Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs sorunu buna dahil olunca bu iş artık kaçınılmaz oldu. Önce Amerikalılardan talep ettik ancak bize vermediler. Bizde 15 Temmuz’dan sonra iyice güvenmediğimiz Batı yerine ittifak kurduğumuz ve Astana Süreci ile yakınlaştığımız Rusya’dan 2,5 milyar $’a S-400 hava savunma sistemini satın aldık… Daha kutusundan çıkarmadan Amerikalılar başladı bizi tehdit etmeye… Bakın burada iki yüzlülüğü görmemiz lazım. Trump bunu bir Amerikan Başkanı olarak ifade etti ve bu krizden dolayı Obama’yı suçlamıştı. Bu bir itiraftı… Türkiye S-400’leri almaya zorlandı resmen… Bir de üstüne üretiminde yer aldığımız F-35’leri bizi cezalandırarak vermeyip Yunanistan’a, Birleşik Arap Emirlikleri’ne veririz diyerek bizimle alay ettiler. NATO ülkesi olmayan İsrail’e de anında yolladılar uçaklardan… Bu iki yüzlülük değilde nedir?

Peki ne anlamalıyız?

Artık Türkiye ile Batı ittifakı arasında çıkarların çatıştığı bir döneme giriyoruz. Doğu Akdeniz’de namluyu Türkiye’ye çeviren ve Batı’nın fişeklediği Yunanistan’ı bir maceraya itmeye çalışan Fransa ve ABD ile Türkiye’nin çıkarları çatışıyor. Suriye’de, Irak’ta, Azerbaycan’da, Katar’da, Libya’da uluslararası hukuka uygun çıkarlarını savunan bir Türkiye’den rahatsız oluyorlar.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye 2021 yılında ilk olarak rasyonel bir dış politika izleyerek siyasal İslam sevdasından vazgeçmelidir. Yahu içeride başaramadığımızı Mısır’da, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta ve Libya’da neden sürdürüyoruz?

Ardından zaten Mısır ve İsrail ortak çıkarlarda bizimle buluşacaktır. Ondan sonra Yunanistan ve onu Türkiye’ye karşı hata yapmaya iten ülkeler ne yapabilir?

En önemlisi Doğu Akdeniz’de bırakın hidro karbon yataklarını bizim bir Akdeniz medeniyeti oluşumuz engellenmek isteniyor… Bizim Mavi Vatan Doktrini’ne sonuna kadar sahip çıkmamız gerekmektedir.

İçeride ve dışarıda reformları yaptıktan sonra, yeniden büyüyen ekonomisi ve askeri gücüyle tekrardan ayağa kalkıp dünyaya köklü bir devlet olduğumuzu göstereceğimizden benim hiç kuşkum yok.

Dış güç diye bir mantık yoktur… Ülkelerin çıkarları vardır. Yunanistan’ı bunlar çok mu seviyor? HAYIR. Ne ABD’nin ne de AB’nin Yunanistan umurunda değil… Tek dertleri çıkarlar ve bu çıkarları bozan Türkiye’yi denklemden çıkarma isteği… İşte tüm olay bu.

O zaman Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı ve ilk Başbakanı İsmet İnönü’nün dediği gibi… “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de o dünyada yerini alır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir