BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Merkel sonrası Avrupa Birliği ve Almanya’nın kaderi nasıl şekillenecek?

4 dakika okuma süresi

Angela Merkel, 2005 yılında Almanya’nın ilk kadın şansölyesi ünvanını aldıktan sonra, 15 yıllık görevinde istikrarla özdeştirilen bir lider olarak AB’ye de liderlik etti. Almanya’nın 2008 ekonomik krizi sonrasında AB’nin tartışmasız lider ülke konumunu pekiştiren Merkel, izlediği finansal politikalarla bu süreçte AB’nin Çin ve ABD ile rekabet gücünü korumayı başardı. Özellikle mülteci krizinde izlediği politikayla “AB’yi dağılmaktan kurtardığı” yorumu pek çok analist tarafından yapıldı.

Merkel yakın tarihin önemli liderlerinden biri olarak akılda kalacak

Tüm bu krizlere rağmen AB’nin Doğu Avrupa ve Balkanlarda genişlemesine yeşil ışık yaktı. AB’nin genişleme stratejisini üye olacak yeni ülkelerin entegrasyonunu tamamlamadan üye olmasının getirdiği ekonomik ve politik yükü omuzladı ve bu sayede Avrupa’nın pazarını genişletti. 1 milyondan fazla Suriyeli mülteciyi kabul ederken, Türkiye ile yakın bir dayanışma içerisine girdi ve Almanya’nın göçün trajedisini kısmen engelleyen ve bu sorumluluğu sırtlayan bir kaç AB ülkesinden biri olmasını sağladı.

Merkel sonrası Almanya kısa bir boşluk yaşayabilir

Şimdi Almanya için kısa bir bunalım süreci yaşanacak çünkü Merkel hem Almanya siyasetini, hem de Avrupa ve dünya siyasetini öylesine domine etti ki yerine gelecek şansölye kim olursa olsun, Merkel’in küresel imajının etkisi altında büyük bir boşluğu doldurmanın sınavını verecek. Ancak bu dezavantaj, “post Merkel” dönemi için bir avantaja da dönüştürülebilir. Bunun gerçekleşmesi için Merkel’in rasyonel politikalarının devamına ve hatta daha da iyisine ihtiyaç var. Bunun işaretini Merkel görevinin son yılında Almanya’nın AB’nin lider ülkesi olarak Biden Yönetimi ile yakın işbirliği geliştirmesi gerektiğini ortaya koyarak gösteriyor. Bu yeni dönemde Biden’da AB ile küresel meselelerde ve özellikle Çin’e karşı en güçlü müttefiki tarihsel olarak da AB’yi görmesiyle, bu politikalarda tamamlayıcılığını ortaya koydu.

Laschet Merkelizmi sürdürecek bir lider

Hristiyan Demokratlar Birliğinin yeni Genel Başkanı seçilen Armin Laschet için yapılan analizler, Merkel’in politikalarının devamlılığı, kısacası Almanya’nın ve AB’nin istikrarı açısından başarılı olabileceği yönünde oldu. Öyle ki Financial Times, Laschet’in Genel Başkan seçilmesini “Merkelizmin devamı” şeklinde yorumladı. Bu tıpkı Biden’in seçilmesi gibi AB’yi rahatlatan ikinci gelişme oldu. Şansölyelik konusunda anketlerde Alman kamuoyunda şimdilik Hristiyan Demokratlar Birliğinin kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birliğinin Genel Başkanı Markus Söder ön plana çıkıyor. Laschet’in bu konuyu göz ardı etmemesi gerekecek. Yine COVID-19 salgınında başarılı yönetimiyle kamuoyunda ön plana çıkan Sağlık Bakanı Jehns Span, adaylar arasında.

Almanya’da yükselen aşırı sağa karşı şansölye adayı belirleyici olacak

AB’nin ve Almanya’nın geleceği açısından sevindirici gelişme ise “Almanya’nın Trump’ı” yorumları yapılan Merz’in, parti genel başkanlığında kaybetmesi oldu. Esasen seçimlerin ilk turunda 1. çıkan Merz, ikinci turda Laschet’e kaybetmişti. Merkel’in mülteci politikaları nedeniyle güçlenen aşırı sağa karşı kaybedilen oyları geri almak adına parti içerisinde ön plana çıkan Merz, liderliği Laschet’e kaptırmış olsa da bu konu Almanya’nın gelecek şansölyesinin kim olacağı açısından önemini bir süre daha koruyacak. Özellikle COVID-19 süreci nedeniyle Alman ekonomisinin olumsuz etkilenmesi ve AB’nin fonlarına en ciddi katkının Almanya tarafından yapılıyor olması, halkın haklı olarak tepkisini çekiyor. Bu yönden milliyetçiliğin yükselişine karşı Merkel’in son kez Alman ekonomisini toparlayıcı olması önemli bir etki olacak.

Türkiye reformlar konusunda somut adımlar ortaya koymalı

Türkiye için ise 2021 yılı, hem AB’nin, hem de ABD’nin değişen liderlerine karşı rasyonel bir dış politika izlemek ve değişen konjonktüre adaptasyon konusunda içeride ciddi bir reform yapmasını gerektirecek.

Erdoğan’ın “geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz” sözü ise ancak ilk önce Avrupa Konseyi’nin kriterleri yerine getirilerek söz konusu olabilir. Türkiye dış politikadaki gelişen bu olayları iyi okumalı ve Batı ile Avrasya arasında bu yıl seçimini yapmalıdır. Bu çerçevede özel statülü ortaklık belki gelecek yıllarda tamamlanacak Kopenhag Kriterleri neticesinde AB’ye tam üyeliğinde kapısını aralayacak adım olur, kim bilebilir… Umut etmek lazım. Zaten girelim, girmeyelim bu reformları kendi yaşam standartlarımızı yükseltmek için yapmalıyız.

Ancak ben AKP-MHP ittifakının bunu başarabileceğini inanmıyorum. İçerideki sıkışmışlık Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmışa benziyor. Çözüm: Erken seçimler sonucunda kurulacak bir uzlaşma hükümetinin Türkiye’de reform sürecini hayata geçirmesi ve Batı İttifakı içerisinde konumunu yeniden güçlendirmesi olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir