BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Gezi’nin ruhu Boğaziçi protestolarında dolaşıyor

4 dakika okuma süresi

Boğaziçi Üniversitesi eylemleri kitlesel eylemlere dönüşürken, otoriterleşmeye ve kayyumlara karşıyım, demokrasi ve insan haklarından, hukukun üstünlüğünden, hak ve özgürlüklerden yanayım diyen herkes Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin yanında olmalıdır.

Bir parti devletini dönüşmenin sancılarını görüyoruz

Türkiye, özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında aşama aşama bir parti devletine dönüştü. 2017 yılında yapılan referandumla, bunu anayasal hale dönüştürdük. Türkiye’deki esas mesele, siyasal İslam vesayeti ya da bir başka deyişle Sünni Türk- İslam, heteroseksüel erkek hegemonyası olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlayış Türkiye’de son 10 yılda inşa edilerek kendi vesayetini oluşturmuş oldu. Ancak başarılı olamadı.

İktidar, ekonomik buhranın etkilerini saklamak için özellikle Gezi Olayları’ndan bu yana ülkeyi kutuplaştırarak, çoğunluğu temsil iddiasıyla siyasetinin merkezine ötekileştirmeyi alıyor.

Hakikatin önemsizleştiği, bilimin altının oyulduğu, kişisel çıkarların, yolsuzluğun, hukuksuzluğun ve ahlaki yozlaşmanın sıradanlaştığı bir dönemde, artık insanlar nefes alamaz hala geldi. Ekonomik krizle zaten uzun yıllardır mücadele eden Türkiye halkı, pandemiyle birlikte bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Vatandaşlarının önemli bir kısmımın açlık sınırında yaşadığı, halk ekmek kuyruklarının görüldüğü, pazar artıklarının toplandığı bir ülkeye dönüşen Türkiye’nin derdi Boğaziçi Üniversitesi oldu!

Boğaziçililer mevcut olan sistem içerisinde (o da değişmeli) üniversitenin seçtiği 3 rektör adayından birinin Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesini talep ediyor… Öğrencisi de, akademisyeni de kayyumla atanan bir rektör istemiyor. Mesele Bulu’nun siyasi geçmişi de değil, akademik yetersizliği Boğaziçi standardının çok altında olan birinin kayyum olarak atanması…

Olanları gözümle görmek için dün Boğaziçi Üniversitesine gittim. Öğrencilerin polis şiddetiyle dağıtıldığı kampüs ablukaya alınmış durumda. Bir savaş uçakları eksik… Hükümet için Kandil’deki teröristle, Boğaziçili öğrenci arasında fark da yok gerçi… Yahu absürtlüğe bakar mısınız?

Cumhuriyetimizin 100. yılına 2 yıl kala Türkiye’nin içinden geçtiği durum içler acısı

İçişleri Bakanı’nın görevi, protesto eden insanların bu meşru hakkını korumaktır. Öğrenciler terörizmle suçlanıyor akıl alır gibi değil!

Temel bir hak olan ve Anayasa’da güvence altına alınan temel haklar ihlal edilirken Cumhurbaşkanı ise yeni bir Anayasa tartışması başlatıyor… İlk önce yaptığımız Anayasa’ya uyalım.

Dün Ankara ve İzmir’de Boğaziçili öğrencilere dayanışma için protesto hakkını kullanan insanalara karşı polis son derece hoyrat bir şekilde şiddet kullandı. Dün akşam itibariyle de olaylar Kadıköy ve Beşiktaş’ta kitlesel gösterilere dönüştü. Kamuoyunda ve özellikle Twitter’da, artık açık bir şekilde Türkiye’deki rejim sorgulanıyor.

Ekonomik kriz kutuplaştırma siyaseti ile gizlenmeye çalışılıyor

Pandemi boyunca, dünyada vatandaşına milli gelire oranla en az sosyal yardımda bulunan ülkeler arasında olan Türkiye’de erken seçim artık kaçınılmaz ve meşrudur. Ancak erken seçimin ne kadar demokratik bir şekilde gerçekleşeveği, şahsen bana güven vermiyor. Böyle iktidarların sandıkla gideceği konusunda kuşkularım çok fazla. Erdoğan seçim sistemini kendisini kazandıracak bir şekilde değiştirmeye yönelik şimdiden çalışmalar başlattı. “Daraltılmış bölge” diyorlar adına…

Kim ne derse desin Avrupa Konseyi tarafından insan hakları, hukuk ve demokrasi bakımından gözetim altında olan, üyeliğinin askıya alınması dahi gündemde olan Türkiye’nin sıkışmışlığının çözümü, iktidar ve bir zihniyet değişimiyle mümkün olacaktır.

Evrensel ilkelerde uzlaşmış bir muhalefetin iş başına gelip bu buhrandan çıkılması, Türkiye’nin tek şansıdır. Vesayetçi, yasakçı, antidemokratik hiçbir parti başarılı olamayacaktır. Türkiye’nin yaşadığı sorun demokrasiyi içselleştirememe sorunudur. Bakın ilerlemenin yolu, refah ve mutluluğun yolu ortada. Sürekli parmak sallayan, ötekileştiren bir rejim mutluluğu asla sağlayamayacaktır. Daha da kötü günler Türkiye’yi bekliyor.

Umarım en kısa zamanda hükümet ülkenin selameti için reform sözünü çağdaş bir anlayışla gerçekleştirir ve rektör konusunda geri adım atarak ülkeyi rahatlatır. Aksi halde bu kutuplaştırma siyaseti içerisinde Türkiye’ye çok büyük yazık etmiş oluruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir