BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Suriye ve Irak’ın geleceği nasıl şekillenecek?

5 dakika okuma süresi

Arap Baharı’nın sonunda yıkıma uğrayan Irak ve Suriye yaralarını sarmaya başlıyor. 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş sona doğru yaklaşıyor ve Esad Cenevre’deki yeni anayasa görüşmelerini tanımayarak seçimlere gitti ve yeniden devlet başkanı oldu. Zaten taraflar arasında bir uzlaşmanın çıkması da oldukça zor gözüküyordu. Rusya’nın desteğini alan Esad, İŞİD ve İŞİD’in türevlerine karşı zafer kazandı. Esad, ABD kontrolündeki SDG’yi tanıyor ve ikili ilişkiler son derece iyi bir seviyede. Esad’ın ve SDG’nin kontrolün de olan bölgelerde nispeten hayat normalleşiyor.
Esas mesele burada AKP’nin politikasında düğümlendi. AKP, Suriye meselesinde başından itibaren yanlış ittifaklar kurarak hem bölgede hem de dünyada kendisini daralttı. ÖSO, İŞİD, El Kaide, El Nusra gibi birçok örgüt neredeyse iç savaş boyunca Türkiye’nin Gaziantep başta olmak üzere Suriye sınırındaki illerini lojistik bir üs olarak kullandılar. AKP’nin izlediği Esad’ı devirip yerine Müslüman Kardeşler benzeri bir yapı kurup Suriye’yi yönetmek isteği, Rusya faktörünün devreye girmesiyle son bulmuş oldu.


Rusya en kazançlı ülke olarak Suriye’de ve Akdeniz’de konumunu sağlamlaştırırken, ABD hem Suriye’de SDG’yi kurarak Rusya’yı dengeledi, hem de İran’a karşı harekete geçirebileceği bir Kürt askeri gücü kurdu. Avrupa Birliği ise belki de sürecin başında Ortadoğu’ya bu kadar ilgisiz kalmasaydı bir sandalyesi olurdu fakat bu onlar için ekstra maliyet demekti. Şimdilik mülteci krizinde başarılı oldular. İran ise hem Irak, hem de Suriye’de etkinliğini arttırdı ve özellikle Irak’ta Haşdi Şabi ile çok etken bir konuma yükseldi. Irak’ın Güneydoğusu bugün İran tarafından yönetiliyor. Irak’ta tabii İran’ı ABD dengeliyor. İran’a karşı ABD, Suriye’de olduğu gibi Kürtlerle ittifak içinde ve Biden şimdi Talabani ve Barzani kuvvetlerini birleştirip adeta Irak Kürdistan’ını tahkim etmeye başlıyor.
AKP’nin ırkçı, mezhepçi politikaları nedeniyle Türkiye Ortadoğu’nun kaybedeni konumunda ve ekonomik olarak önemli bir pazarı yitirdi. Türkiye’nin şu anda sadece Irak ve Suriye’den aldığı göç 7 milyon sınırını aştı. Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki ekonomik kaybı, mülteciler de hesaba katıldığı zaman 100 milyar doları aştığı tahmin ediliyor.


Peki Türkiye bir anda nasıl bu olumsuzlukları tersine çevirebilir?


Öncelikle Türkiye demokratlarının kesinlikle iktidara gelmesi gerekiyor. Ardından dış politikada ele alınması gereken başlıkların başında Irak ve Suriye geliyor. Türkiye demokratlarının izlemesi gereken politikalar neler olabilir inceleyelim.


CHP Genel Başkanı ve Türkiye demokratlarının lideri Kemal Kılıçdaroğlu dünyaya çok net mesaj verdi. Dünyaya Türkiye’nin bir mülteci üssü olmadığını deklare etti. Kemal Bey, Türkiye’de şu anda göçmenler konusunda en rasyonel politikayı izleyen siyasetçi konumuna yükselmiş durumda. Konuya milliyetçi ya da sol romantik bir bakış açısıyla değil, devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor.
Türkiye ilk olarak sınır güvenliğini tahkim altına almalıdır. Türkiye sınırlarından binlerce insan kontrolsüz bir şekilde geçmesi ciddi bir ulusal güvenlik sorunudur. Bu tahkimattan sonra Türkiye AB ile imzaladığı 2016 tarihli Geri Kabul Anlaşması’ndan çekilmelidir. Yeni bir anlaşma konusunda tarafları genişletmelidir. AB, BM, Rusya, ABD, Suriye ve Türkiye’nin yer alacağı göç konulu uluslararası bir konferans sonucunda bir anlaşma çıkmalıdır. Dünya Bankası ve IMF, Suriye’nin kalkınması için krediler açmalı, uluslararası yardım kuruluşları ve AB, ABD, BM, Rusya ile Türkiye ortak bir fon oluşturarak Türkiye’deki Suriyelilerin geri dönüşü için teşvikler sağlanmalıdır. Zaten bu teşvikler verildikten sonra 5 yıllık planlama çerçevesinde Türkiye’deki ve sınırlarımızdaki mültecilerin önemli bir kısmı doğdukları, büyüdükleri, ailelerinin mezarlarının olduğu şehirlerine döneceklerdir. Şu anda dahi bayram nedeniyle 50 bin kadar geri dönüş var.


Bunun gerçekleşmesi için de Türkiye’nin önce Şam yönetimiyle Moskova’da Rusya’nın arabuluculuğu ile masaya oturması gerekiyor. Türkiye ÖSO ve radikal çetelerin geleceği konusunda nihai bir karar alıp, bu radikalleri Şam’a teslim etmesi gerekiyor. Şam yönetimi de bu savaşçıları adil yargılayacağı konusunda güvence vermeli ki yeni bir vahşet görüntüleri Suriye’de görmeyelim. Türkiye Suriye’de şu anda kontrol ettiği bölgeleri en azından 6 aylık bir süreç zarfında Esad yönetimine devretmeli ve Suriye’de kurulan ve Esad’ın himayesinde olan SDG yönetimi ile özellikle göçmenler ve ekonomik ilişkileri konusunu yönetebilmek için temsilcilik açmalıdır. Suriye Rojava Özerk Bölgesi Parlamentosu’na Türkiye’den sık sık heyetler ziyarete gitmeli, orada oluşturulan demokratik kantonlarda yaşayan halklarla diyalog güçlendirmelidir.


Irak ve Suriye’de Ankara’nın yeni Kürt politikası ne olmalıdır?


Türkiye eğer isterse Irak ve Suriye’deki Kürtlerle ittifak kurarak Ortadoğu’da önemli kazanımlar elde edebilir. Irak Kürdistan Federal Bölgesi ile Suriye Rojava Özerk Bölgesi arasında dengeleyici ve bütünleştirici bir rol alarak Bağdat ve Şam’ı da bu konuda kontrol altına alabilir. Türkiye Irak ve Suriye’deki ihracat pazarında lider ülke olabilir ve aynı zamanda AB’yi de bu ekonomik pazara katarak Avrupa ve Ortadoğu arasında yeniden bir transit ülke konumuna gelebilir. Böylelikle Irak ve Suriye’de İran’ın etkisi kırılabilir.
Türkiye, Irak’ın ve Suriye’nin geleceğinde Şiiler, Sünniler, Kürtler, Türkmenler, Araplarla iyi ilişkiler kurarak Mezopotamya ile Anadolu arasında sosyal, kültürel, ekonomik ilişkilerini etken bir diplomasiyle kalıcılaştırabilir. Türkiye’de Mezopotamya ile bu güçlü bağları kuran ve sürdüren HDP’nin bu misyonu yerine getirme konusunda Türkiye’ye katkısı olacaktır. Türkiye’de Kemal Bey’in TBMM’den her partiden katılan heyetlerle AKP ve MHP’nin yıkıma uğrattı bu bölgeyle ilişkileri toparlama konusunda yapacağı ziyaretlerin dış dünyada da karşılığı olacaktır.
Irak ve Suriye gibi uzun yıllar Osmanlı Devleti çatısı altında birlikte yaşadığımız halklara ev sahipliği yapan bu iki ülke ile ortak bir entegrasyon ve gelecek konusunda Türkiye’nin yumuşak gücü “demokrasi” olmalıdır. Türkiye’nin kurumlarının demokratikleşmesi demek, Suriye ve Irak’ın da demokratikleşmesini beraberinde getirecektir. Sanılanın aksine demokrasi bölünmeyi değil, bütünleştirmeyi garanti altına almaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir