BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Lozan Antlaşması niçin önemli?

4 dakika okuma süresi

Türkiye’nin egemen bir devlet olarak I. Dünya Savaşı’nın yıkımından çıkıp Lozan Barış Antlaşması’nı gerçekleştirmesi ve tanınması, yakın tarihimiz açısından en önemli başarılarımızdan biri ve hatta en önemlisidir.

Lozan’ı anlamak için son Anadolu’daki tarihimizi iyi bilmek gerekiyor

Tarihçiler arasında bu başarının önemi bir başka deyişle şöyle açıklanmaktadır. “1699 Karlofça Anlaşması’ndan 1922 yılında gerçekleştirilen Büyük Taarruz’a kadar savunmada kalan Türkler, artık saldırıya geçmişlerdir.” Unutmayalım, II. Viyana hezimetinden bu yana gerileyen ve Anadolu’ya sıkışan Türklerin I. Cihan Harbi’nin sonunda küllerinden doğup ve Sevr-i yırtıp atarak tam 223 yıl sonra toparlanıp, Anadolu’da devlet kurması, sadece kendi tarihimiz açısından değil, dünya tarihi açısından da bir kırılmadır.

Ankara Hükümeti’nin stratejik aklı nasıl işledi?

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ve Anadolu’yu örgütleyip 23 Nisan 1920’de TBMM’yi kurulmasına liderlik etmesi, Erzurum Kongresi’nde Misak-i Milli’yi ilan ederek işgal kuvvetlerine karşı kararlı bir duruş göstermesi, Lozan’a giden süreci anlamamız açısından önemlidir. Almanların Versay Antlaşması ile adeta İtilaf Devletleri’nin işgali altına girmesi, I. Dünya Savaşı’nın sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bölünerek yıkılması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun 1922’de TBMM’nin saltanatın kaldırılmasıyla sona ermesi, bizler açısından Lozan’ın nasıl bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor.

Ankara Hükümeti önce Doğu sınırlarını güvence altına alıp, ardından tüm enerjisinin Yunan işgaline karşı aşama aşama askeri strateji ile ortaya koyması ve Mudanya Ateşkes Anlaşması ile Fransız, İtalyan ve Yunan işgalci kuvvetlerini püskürtmesi sonucunda Lozan’a giderken karşımızda aslında tek muhatap olarak İngilizlerin kalması büyük bir stratejik aklın sonucudur.

Lozan’da üzerine en fazla tartışılan konular

İngilizler Lozan’da bizden iki konuda taviz almışlardır. Birincisi Boğazlar, ikincisi ise Musul ve Kerkük’tür. Boğazlar meselesini daha sonra Türkiye tarihinin ikinci büyük diplomatik başarısını elde ederek 1936 yılında imzalanan Motrö Boğazlar Sözleşmesi ile egemenlik altına alındı fakat Musul ve Kerkük meselesini çözümlenemedi. İngilizler Musul ve Kerkük meselesini Lozan’da çözümsüz bırakmışlar ve 1926 Ankara Antlaşması ile Irak’ın egemenliğinde tutmuşlardır.  Günümüz de Türkiye 780 bin kilometre karede egemen bir devlettir.

Ulusal davalarımız bugünde devam ediyor

Türkiye için elbette ulusal davalar devam etmektedir ve siyasi otoritenin çözümler üretmesi gerekmektedir. Kıbrıs Sorunu bir ulusal dava mıdır? Evet, Türkiye için çözüm bekleyen bir ulusal davadır. Mavi Vatan Türkiye için bir ulusal dava mıdır? Evet, Mavi Vatan Türkiye için bir ulusal davadır. Bu sorunların dışında bölgesel sorunlarımız var mıdır, evet vardır. Ancak bugün özellikle 15 Temmuz sonrası Modern Türkiye Cumhuriyeti için kazanılmış önemli başarıları hakikatlerin altını oyarak, alternatif bir tarih yazarak Türkiye’nin aleyhinde tartışmalara açmak, Türkiye’nin menfaatine yönelik değildir. Bu nedenle Türkiye’deki siyasi otoriterinin bir takım iktidar yanlısı isimler tarafından Lozan’a yönelik “hezimet” karalamalarına karşı net bir cevap vermesi gerekmektedir.

Lozan’da çözülemeyen esas meselelerde muhatabımız Yunanistan

Lozan’ın günümüzde Yunanistan’la bir takım sorunların aşımı konusunda yeniden ele alınması elbette kamuoyu oluşturarak sağlık bir zeminde işlenmesi ülkemizin menfaatinedir. Ege ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan’la yaşadığımız anlaşmazlıkların çözümü Lozan’da aramak akılcı değildir ancak Batı Trakya Türklerinin Yunanistan’daki konumu Lozan kapsamında ve AİHM’in kararları çerçevesinde ele alınmalıdır. Doğu Akdeniz ve Ege’nin statüsü bu iki ülkenin hakkaniyetli yaklaşmasıyla ancak çözümlenebilir. Burada en önemli etken diplomasideki etkiniz ve caydırıcı gücünüzdür.

Türk dış politikası revize edilmelidir

Bugün dış politikada sadece ordumuzun potansiyeli ile bir takım işler başarmak mümkün değildir. Türkiye Ortadoğu, Avrupa ve Kafkaslardaki sorunların çözümü konusunda diplomasiyi etken kullanmalı ve yeniden dış politikada ilkelerini deklare etmelidir. Bu ilkelerin temelinde ise demokratik değerler olmalı ve ana eksen kuruluş felsefesinde belirlendiği üzere “yurtta barış, dünyada barış” olmalıdır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir