BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

İklim krizi ile yüzleşen bir toplum ve ellerini ovuşturan tiranlar

6 dakika okuma süresi

Fotoğraf: Ege Olay

Türkiye’nin son 10 yılda başına gelen felaketlerin hemen hemen hepsinin siyasi ayağı vardır. En son yaşadığımız orman yangını felaketinin de yine siyasi sorumluluğu AKP’de olmakla birlikte, meseleye birçok farklı açıdan bakmanın da faydalı olacağını düşünüyorum. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları bilmelidir ki “iklim değişikliği”, “küresel ısınma” gibi son yıllarda çok sık duyduğumuz fakat bir kulağımızdan girip, diğer kulağımızdan çıkan bu iki kavramın tezahürlerini yaşıyoruz ve bunun artık doğanın yüzümüze çarpan sert bir tokadı olarak değerlendirmeliyiz.

Dünyanın medeni ülkeleri krizin farkında

Sanayi Devrimi ile başlayan endüstri çağı dünyanın kaynaklarının hızlı bir şekilde “talanını” beraberinde getirirken, günümüzde insanoğlunun bir yol ayrımına girdiğini artık kabul etmemiz gerekiyor. Tek dertleri ekonomik büyüme, daha fazla zenginleşme, daha fazla talan olan devletler, şirketler bir başka deyişle kapitalizm için artık dünya üstünde tepişilmeyecek kadar küçük bir gezegen… Dünya güneş sistemi içerisinde milyarlarca tür canlının yaşayabildiği bir gezegendir fakat maalesef insan gibi son derece talancı bir canlı türüne ev sahipliği yapmanın kadersizliğini yaşıyor.

Dünyanın yine demokrat ülkeleri iklim değişikliğine karşı halkın bilinçli bir örgütlü modelle oluşturduğu baskı unsurunun da etkisiyle dönüşüyor. Endüstri 4.0 kavramı ve teknolojinin artık fosil yakıtların dışında alternatif enerji alanlarına daha düşük enerji kullanımı stratejisiyle geçiş yapması açısından insanoğlu için önemli bir eşiktir. Dünyanın gelişmiş ülkeleri daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük derken aynı zamanda kendilerini yönetenlerden temiz bir gelecek sunmalarını da bekliyor.

Meselenin iç ve dış güvenlik boyutu varsa iki kere vah halimize!

Türkiye’deki orman yangınlarının ana nedeni iklim krizi dedik peki “Kumpaslar var mıdır?”, “bu trajedi bir uluslararası komplo mudur?” sorularının yanıtını da kendinize şöyle verebilirsiniz. Bir ülkenin yabancı istihbarat kuruluşları veya terör örgütleri tarafından 100’ün üzerinde bölgesinde ormanları yanıyorsa o ülkede ciddi bir güvenlik zaafı var demektir. Buna inanıyorsanız o zaman şunu da sorunuz… Ey Süleyman Soylu! Ey Hulisi Akar! Ey Hakan Fidan! Ey Tayyip Erdoğan! Her biriniz savunma ve güvenlik için halkımızdan milyarlarca dolarlık bütçeler için vergi aldınız… Bu vergiler size niye veriliyor? Çıkın istifa edin, biz paralarımızı sokakta bulmadık. Maaşının 3’te 1’ne el koyduğun asgari ücretli işçi yılın 3’te 1’ni devlet için çalışarak vergisini ödüyorsa bir zahmet onları 10 maaşlı bürokratlarınız ülkemizi koruyu versin! Devlet olmanın temel vasfı yurttaşların can ve mal güvenliğinin koruması dışında vatanın doğasının da korunmasıdır. Maalesef Türkiye’nin devlet organizmasının kurumsal yapısı daha çok zenginleşme için kullanılır ve istisnasız her iktidarın içinde yerel/ulusal görevi makamı ne olursa olsun haydutlaşma vardır. 20 yıllık AKP iktidarı ise adeta bir organize suç örgütü gibi faaliyet göstererek devleti çalmıştır.

Rejim milli araziler peşkeş çekme niyetinde

Şimdi olayın üçüncü boyutuna yani devletin AKP tarafından ele geçirilmesinin bir sonucu olan yangınları bu açıdan değerlendirelim. 15 Temmuz 2016 sonrası AKP/MHP ve diğer şer örgütler adeta Anadolu’yu yakıp, yıkan Moğollar gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kör topal bir şekilde işleyen kurumsal yapısını değiştirdi ve tek adam sistemine referandum ile geçtik. Bu sistem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sitemi ya da Türk Tipi Başkanlık gibi isimlendiriliyor ama kimse kimseyi kandırmasın artık… Bu bir kurumsal faşizmdir. İnsan hakları, hukuk, demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü yoksa, Anayasa uygulanmıyorsa seçim sadece dikta rejimini meşrulaştırır, başka da bir işe yaramaz.

Bu anlayış içerisinde Türk Hava Kurumu 2018 sonrası bir takım emekli generaller tarafından sömürüldü, ardından kayyum atandı ve orman yangınlarının önlenememesi ile oluşan can ve mal kayıplarının siyasi sorumlusu olan Bekir Pakdemirli tarafından kaderine terk edildi. Bu durum bence bilinçli yapılmışta olabilir. Çünkü Türkiye’deki ahlaki çöküş ve tiranlık, bu trajedinin kötü bir yönetimin sonucu olarak değil de aslında bir gizli ajandayı da ortaya koymuş olabilir zira akıl alır gibi değil!!!

İşte olayın dördüncü boyutu da bu gizli ajandadır. İklim krizi AKP tarafından kullanılmaktadır. Şöyle bir düşünelim AKP’yi… Neredeyse ülkeyi betona gömen, hatta Gezi Parki gibi kitlesel eylemlerin fitilini ateşlemiş bir siyasi anlayış sizce bunu yapmaz mı? Sizce ülkesindeki madenleri büyük ekolojik felaketler olacağını bilim insanları açıklamasına rağmen ısrarla yabancı ülkelere peşkeş çeken bir anlayış bunu yapmaz mı? Sizce Marmara Denizi’ni öldüren, İstanbul’un Kuzey ormanlarını ülke tarihinin en büyük kamu kaynağının israfına ve doğa katliamına neden olacak şekilde tahrip eden bu tiranlar iklim krizini de Allah’ın bir lütfuna çeviremeyecek mi? Hiç uzun uzun analiz kasmaya gerek dahi yok… AKP’nin gizli ajandası kontrollü darbe ile nasıl işlediyse, yangınlarda da öyle işliyor. Kazanan hep AKP yani VAHHABİ/SELEFİ anlayış oluyor. Olayların sıcağı sıcağına Kültür ve Turizm Bakanlığına ÇET Raporu olmaksızın hazine arazilerinde yapı ruhsatı izni veren bir anlayıştan beklenilmeyecek bir gelişme değildir bu… Bu sefer darbede olduğu gibi yangını kontrol edemediler orası ayrı… Plan ülkede peşkeş çekilecek bir şey kalmayınca milli arazileri satmak ve bir süre de oradan gelecek sıcak parayla ayakta kalmak olacaktır. Hem arazilerin ihalesinden vurgun yapılacak, hem ülkeye biraz daha sermayenin en vahşisi girecek, hem de ülkeye sıcak para girmiş olacak.

Kürtler coğrafyamızın onurlu halkıdır

Maalesef bu olayda bir de kutuplaştırmayı lağım medya üzerinden yapmayı başardılar. PKK yaktı yalanları üzerinden HDP ve Kürt toplumu hedef gösterilerek Konya’da ırkçı katliamda 7 vatandaşımız yaşamını yitirdi. Bu barbar saldırının da Kürtler üzerinde bir korku yaratacağını düşünen karanlık güçler yine bir takım paramiliter güçlerini devreye sokmuşlardır. Böylesine profesyonel cinayetleri Almanya’da Alman derin devleti içindeki NEO-NAZİ’ler Türk toplumuna yaparlardı. Bu olayda en dikkat çeken husus herhangi bir resmi açıklama olmadan tek varlık amacı HDP ve Kürt düşmanlığı olan Perinçek ve Bahçeli gibi tetikçi siyasetçilerin medya gücü ile trollerle yaptığı bu kirli propaganda geçmişte İstanbul’da gerçekleşen Rum Pogromu’na benzemektedir. O zamanda Tan Gazetesi “Atamızın evine bomba attılar” yalanıyla Rum Pogromu’nun fitilini ateşlemiştir.

Özetle toparlayacak olursak bu olayın beş temel boyutu içinde kazanan yine AKP ve kötülük olurken, kaybeden Türkiye olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir