BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Türkiye dünyada nüfusuna oranla en fazla dış göç veren G-20 ülkesi: “Türk halkının %9’u yurt dışında yaşıyor”

7 dakika okuma süresi

Türkiye dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olma özelliğinin yanında dünyada nüfusuna oranla en fazla göçmen gönderen G-20 ülkesidir. Yurt dışı Türkler üzerine kapsamlı bir araştırma gerçekleştiren TAVAK Vakfı Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen 2015 yılında araştırmayı “Dünyada Türk Olgusu” adıyla kitaplaştırdı. Geçtiğimiz 6 yıllık süreçte dünyadaki Türk diasporası için de önemli gelişmeler yaşandı ve Şen araştırmayı yeniden güncelleme çalışmalarına başlıyor.

Türkiye “göç alan ve göç veren bir ülke” olma özelliğine sahiptir. Türkiye’nin dünyadaki konumunu anlamak için önce ülkemizin göç tarihini iyi bilmemiz de yarar var. Geldiğimiz noktadaki savrulmuşluk niçin bir ulusal güvenlik krizine evrildi bunu görmemiz gerekiyor.    

Öncelikle Arap Baharı sonrası Ortadoğu’da yaşanan istikrarsızlık ve mülteci krizi, Türkiye’yi yakın tarihi boyunca eşi benzeri görülmemiş bir mülteci göçüyle karşı karşıya bıraktı. Son 10 yıldır kamuoyunda Suriyeli sığınmacılarla paralel bir şekilde tartışılan unsurların yanında Türkiye’nin dış politikası da göz ardı edilmemelidir. Mülteci krizi elbette sadece AKP’nin izlediği yanlış dış politikaların bir sonucu olarak indirgemeci bir yaklaşımla değerlendirilmemeli, üzerinde yaşadığımız Anadolu ve Mezopotamya’nın tarih boyunca bir göç yolu olduğu gerçeğini aklımızın bir ucunda tutmamız gerekir.

Göçün ilk evresi: Osmanlı dağılma süreci

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu Osmanlı Devleti’nin çöküşü nedeniyle ortaya çıkan göç sorununu çok iyi biliyordu. Balkanlarda yaşayan Osmanlı Türkleri, yine Ortadoğu’da Sykes Picot Antlaşması ile ortaya çıkan yeni sorunlar, Kafkaslarda Ruslarla girilen hakimiyet mücadelesi nedeniyle oluşan göçler Cumhuriyet’in kurulmasıyla çözüm bekleyen konulardı. Osmanlı dağılma sürecinde Osmanlı egemenliğinden çıkan her bölgeden binlerce insan Anadolu’ya göç etmiştir. Bu süreçte Anadolu’da yaşayan gayri Müslimler zorunlu iskan politikalarıyla veya kendi istekleri ile Anadolu’dan ayrılmışlardır. Bu trajik göçlerin temel nedeni I. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ulus devletler olmuştur. 1915 Ermeni Tehcir Kanununu, Osmanlı dağılma sürecinin çalkantılı döneminin acı olayları olarak bu perspektifle ele alınmalı ve bu konuyu Osmanlı coğrafyasında yaşayan bütün halklar üzerinde yarattığı travmalarla değerlendirmeliyiz. Sadece Ermeniler, Rumlar açısından değil, Türkler, Kürtler ve Araplar açısından da süreç son derece sancılıdır. Aslında yakın tarihimiz boyunca bölgemizde yaşadığımız tüm acıların bir noktada Osmanlı dağılma süreciyle ilişkili devam eden bir miras olarak okumalı ve Türkiye’nin ulusal politikalarını bu gerçekle şekillendirmeliyiz.

Cumhuriyet’in ilanı ve nispeten kurumsallaşan bir göç politikası

Göç konusunu ilk defa Lozan’da çözümlendiren TBMM, Yunanistan’la kısmen de olsa bir sonuç elde etmiştir.  Yunanistan’la yapılan mübadele kapsamında Batı Trakya Türkleri ve İstanbul’daki Rum azınlık mübadele dışı bırakılmıştı fakat 1955 yılında İstanbul’da gerçekleşen 6-7 Eylül Olayları nedeniyle Türkiye’de Rum sayısı çok ciddi bir şekilde azalmıştır. Ülkemize 1923-1960 yılları arasında sürgünle veya yapılan ikili anlaşmalarla Yugoslavya, Romanya ve Bulgaristan’dan yeni göç dalgaları gelmiştir.

1960’lı yıllara girildiğinde ise Türkiye’nin göç politikası ikinci bir evreye girmiştir. I. ve II. Dünya Savaşı’nın yıkımı Avrupa’yı sarsmış ve Avrupa iş gücü sıkıntısı çekmiştir. Bu kapsamda İngiltere ve Almanya ile iki ayrı Ankara Anlaşması imzalanmıştır. Bu çerçevede başta Almanya olmak üzere Hollanda, İngiltere, Avusturya, İsveç, Norveç, Fransa ve İsviçre’ye Türk göçü meydana gelmiştir. Bu süreçte ABD, Kanada ve Avustralya’ya da Türkler daha iyi bir yaşam için göç etmişlerdir. Prof. Dr. Faruk Şen’e göre günümüzde sayıları takriben 7,6 milyonu bulan Türk, ağırlıklı olarak yukarıda bahsedilen ülkelere göç etmiştir. Bu yıl Türk göçünün 60. yıla girerken maalesef hükümet tarafından bir program oluşmamıştır. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ne kadar AET ile Türkiye arasında vize yoktu fakat Türkiye’de oluşan istikrarsızlık ve binlerce siyasi mültecinin Avrupa’ya sığınması Avrupa ile Türkiye arasındaki göç sürecini azaltmıştır. Bu dönemde Avrupa’da da Türkler konusunda çekinceler ortaya çıkmış ve birçok Avrupa ülkesinde Türklere yönelik ırkçı saldırılar gerçekleşmiştir.

Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde transit bir ülke olma özelliğinin göç konusunda tezahürlerini gördüğümüz bu temel politikayı belirleyen ana unsur Cenevre Sözleşmesi’ne Türkiye’nin getirdiği çekincedir. Türkiye Doğu ve Güney sınırlarından mülteci kabul etmemektedir. Bu politika ile belirlenen temel ilke Türkiye’nin göç konusunda Avrupa ile bir entegrasyona sahip olmasıydı.  Osmanlı dağılma süreci ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında Doğu ve Güney sınırlarımızdan ciddi bir göç hareketliliği yaşanmadı. Ta ki 1980 yılında İran’da gerçekleşen İslam Devrimi ve Ortadoğu’da yaşanan ve günümüze kadar süren istikrarsız sürece kadar…

Göçün üçüncü evresi: Ortadoğu’dan gelenler

Türkiye, İran’daki rejimden kaçan 1 milyon Faslı ve Azeri’ye ev sahipliği yaptı ve bu göçmen grubu geçici olarak Türkiye’ye sığındıktan sonra başta Avrupa ülkelerine göç etti. Türkiye 1950 yılından sonra kısa süreliğine kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin Çin tarafından yıkılmasından sonra Uygur Türklerine kapılarını açmış ve yine Sovyet işgalinden kaçan Afganlara sığınma hakkı tanımıştır. 1988’de Irak-İran Savaşı sürecinin sonunda Saddam güçlerinin kimyasal silahla Kürtlere saldırması ve Körfez Savaşı nedeniyle Türkiye 450 bin Kürt’ü kabul etmiştir.

2000’li yıllara girerken Türkiye çevresinde yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen bir göç politikasına sahipti. Türkiye transit bir ülke konumunu iyi yönetiyordu ancak 2010 yılından sonra AKP’nin gizli ajandası tıpkı devletin her kurumunda olduğu gibi göç konusunda da devreye girdi ve geldiğimiz noktada çözümsüzlük giderek kontrolden çıkıyor. Bu konuyu geçtiğimiz günlerde ele almıştım. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

2016 yılından 2020 yılına kadar 487 bin Türk ülkesini terk etti

Bugün Türkiye yurt dışına göç verirken gelenler gideni aratıyor. Milyonlarca insan sınırlarımızı aşarak ülkemize girerken özellikle 2013 Gezi Olayları sonrası nitelikli nüfusumuz ülkemizi terk ediyor. Gençlerin artık önceliği giderek ulusal kimliği Ortadoğulaşan Türkiye’den ayrılıp, refah devletlerine amiyane tabirle kapağı atmak…  2016’dan 2020 yılına kadar Türkiye’den göç eden yabancılar çıkarıldığında göç eden Türk vatandaşı sayısı takriben yarım milyona yaklaştı. Giden insanlarımızın önemli bir kısmı iyi eğitimli ve gittikleri ülkelerde de hepsi vasıflı işlerde çalışmıyor. Ülkemizden ayrılan insanlarımız gittikleri ülkelerde işçi olarak çalışıyorlar. Ülkesinde mühendislik yapmak yerine İngiltere’de uber şoförü ya da market kasiyeri olmak Türk gençleri tarafından tercih ediliyor.

Türkiye demokratlarının iktidarına kadar sabırlı olmak mecburiyetindeyiz

Özetle 100. yılına yaklaştığımız Cumhuriyet’in AKP öncesi göçmen politikası iyi-kötü ekonomik, sosyolojik ve insani bir ilkeler manzumesi üzerinden şekillenirken geldiğimiz noktada göçmenlerle yaşamaya alışık bir halk olan Türkiye toplumu belki de ilk kez Avrupa’daki kadar olmasa da göçmen karşıtı bir tavır almış bulunuyor. Özellikle Ankara Altındağ’da yaşanılan olay bunun ilk örneği oldu. Suriyelilerin iki Türk gencine saldırması ve bir vatandaşımızın hayatını kaybetmesi ne kadar üzücü bir olaysa halkın öfkeli bir şekilde Suriyelilerin yaşadıkları yerlere saldırması da o kadar üzücü bir olaydır. Halkımızın yaşadığı bu bunalım karşısında öfkesine yenik düşmemesi gerekiyor. Ülkemizi kendi siyasi bekası için dünyanın mülteci üssüne çeviren hükümeti ve rejimden taviz alarak bu projeyi destekleyen ABD ve AB’yi protesto etmek daha akılcıdır. Türkiye yurttaşları bunalımlı bir dönemden geçiyor. Asla ama asla öfkemize yenik düşmeyelim. Türkiye’de özellikle Suriyeli geçici sığınmacılara yönelik başta ekonomik yardımlar üzerine kamu kaynaklarının kullanımını araştırmıştım. O yazıya da bu linkten ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir