BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Deneyim: Türkiye’de kadın girişimci olmak

6 dakika okuma süresi

S

Türkiye’de kadın girişimciliğinin sorunlarını, bu sorunların merkezinde bizatihi yaşayarak tecrübe ile deneyimlemiş bir iş insanı olarak yaşadıklarımı şöyle özetliyorum: “Bir kadın olarak çaresizliklerin içerisinde çare arayarak, olmazları oldurmak için uğraşarak çabalıyorsunuz fakat sonunda rüzgara karşı savaştığınızı, elinizde avucunuzda ne varsa uçup gittiğini, yörenizde, çevrenizde kimsenin kalmadığını ve sistemin dişlileri arasında sıkışıp kaldığınızda anlıyorsunuz.

Tecrübelerimi anlatmaya başlamadan önce Türkiye’de kadın girişimciliğine dair bilgi vererek başlamak istiyorum ki sistemin ne kadar yozlaştığını anlayabilelim.

Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde 140. sırada!

World Economic Forum (WeForum) tarafından 2021 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu (Global Gender Gap Report), 30 Mart 2021 tarihinde yayınlandı. Her yıl yayınlanan bu rapor, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini eğitim, siyaset, ekonomi ve sağlık açısından ele alarak konu ile ilgili genel bir görünüm sunmayı amaçlıyor. Her ülke bu 4 kategoride ayrı ayrı değerlendirilerek aldıkları puana göre “toplumsal cinsiyet eşitsizliği skoru” oluşturuluyor. Türkiye 2021’de bu alanda 156 ülke arasında 140. sırada yer alıyor. Ekonomik katılım ve fırsat eşitliğinin belirlenmesinde etkili olan faktörlerden Türkiye’nin eşitliğe en uzak olduğu alan ise üst düzey yetkili ve yönetici oranları. Bu seneki rapora göre Türkiye’nin eşitliğe en uzak olduğu bazı alanlardaki oranlar şu şekilde sıralanabilir:

● Kadınların işgücüne katılım oranı %38.5, erkeklerin ise %78.

● Üst düzey yetkili ve yöneticilerin %16’sı kadın, %84’ü erkek.

● Kadınların kazanılan tahmini geliri erkeklerinkinin %45’i kadar. Yani kadınların geliri, ortalama olarak erkeklerinkinin yarısından az.

● Mecliste kadınların oranı %17.3, bakanlık görevlerindeki kadınların oranı ise %11.8.

Türkiye’de kadın girişimci sayısı OECD ülkelerinin ortalamasının altında!

Türkiye’deki kurumsallaşmış kadın girişimcilerin oranı ise sadece %1,5’tür. Türkiye’de kadınların erkek meslektaşlarına göre girişimci olma olasılığı daha düşüktür.

ILO verileri kapsamında 2015, 2016 ve 2017 yıllarında OECD ülkeleri ile karşılaştırıldığında Türkiye kadınların iş gücüne katılım oranı bakımından en alt sırada yer almaktadır (İKV, 2019, s.1). OECD 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de erkeklerin işgücüne katılma oranı %78,2 iken, bu oran kadınlarda %38,7’dir. Dünya Bankası’nın Girişimcilik Araştırması’nda kesin ve en güncel sayılar bilinmemekle birlikte Türkiye’de şirket sahibi kadınların oranının %25,4 olduğu ifade edilmektedir. Mastercard Kadın Girişimciler Endeksine göre; kadınların işletme sahiplik oranı %8,5 ile Türkiye kadın girişimci oranının en düşük olduğu ülkeler arasında yer almaktadır.

Türkiye’de kadın girişimcilerin iş kurma aşamasında karşılaştıkları sorunları; iş kadınlığına geçiş aşamasında çevrenin olumsuz bakışı, deneyimsizlik ve bilgi eksikliği, sermaye yetersizliği ve teminindeki güçlükler, bürokratik engellerin varlığı, kalifiye personelin teminindeki güçlükler, sektörde tanınmamış olmak, ekonominin gidişatı ile ilgili yaşanan belirsizlikler, ailesel sorunların varlığı şeklinde sıralamak mümkündür.

Ancak bu verdiğim bilgilerin dışında, konuşacağımız bir diğer önemli sorun dolandırıcılık diyebiliriz. Adalet Bakanlığının 2018 yılında açıkladığı Türkiye’nin suç atlası verilerine göre Türkiye’de işlenen suçların en %17,4’ü dolandırıcılık suçu.

Aktardığım bu bilgilere paralel bir şekilde yaşadığım tecrübemi anlatmaya başlayabilirim.

Ben özel sektörde çeşitli alanlarda yöneticilik yaptıktan sonra girişimci olmaya karar verdim. Girişimciliğe başlamadan önce yeme-içme sektörü üzerinde finansal bir araştırma yaptım. Türkiye’de diğer sektörlere göre, görece daha istikrarlı olan yeme-içme sektörüne girmemde temel motivasyonum riskin az olmasıydı. Ayrıca bu sektöre yönelik mesleki bir backgrounda da sahiptim. Mutfak sanatlarında eğitim aldım. Birçok restoran sahibi arkadaşımla da bu süreçte istişareler gerçekleştirdik. Onlarında desteğini gördüm ve bu alanda potansiyelimin olduğunu düşündüm. Yatırımımı 2019 yılının kasım ayında bir hamburger restoranı açarak değerlendirdim.

Tam da bu noktada güven kavramının sadece iş dünyasında değil, insan ilişkilerinde de aslında ne kadar önemli bir unsur olduğunu yaşadığım deneyimle size izah edeyim.

Yaklaşık 10 yıldır tanıdığım ve yaşadığım semtte esnaf olan Sefa İrfan Şayir adlı şahıs, benim bu yatırımı yapmam konusunda güvenimi kazanıp, sonradan kendi çıkarları doğrultusunda kötü niyetle bu güvenimi suistimal ederek beni dolandırdı.

Sahip olduğu hamburgerci dükkanını (Hızlı Hamburger) franchising ile büyütmek ve bir restoran zinciri kurmak adına yaptığım yatırımda (600 bin TL-110 bin $) maalesef “güven” kavramı nedeniyle dolandırıldım. Bu konu Türk Ticaret Kanunu’nun dışında yaşanmış bir olaylar zinciri de değil. Şimdi işin hukuki yönünü anlatmak istiyorum.

Ben franchising bedeli ödeyerek dükkanı açtıktan sonra (hukuksal açıdan prosudür yerine getirilmiştir) dolandırılma süreci diyorum ama bu bir gasp ve yağma süreciydi. Ben itiraz yollarına başvurduğumda, bunun savaşını vermeye karar verdiğimde, bir kadın için sistemin işlemediğini hukuksal ayrımın her alanda önüme çıkartıldığını anladım. Bu dönemi bana yaşatan savcı ve hakimlerinizin kokuşmuş sistemin içerisinde yozlaştığını, bir kadın girişimci olarak bana neler yaşattığını birebir gördüm ve şahit oldum. Öyle şaşırmıştım ki olanlara… Çünkü o zamana kadar babamın ve ailemin gölgesinde bir şeyler yapmaya çalışmış, toplumda bize dayatılan “başımda ve arkamda bir erkek olması” olgusunu yaşadığımdan, bu durumu daha önce yaşamamıştım.

Peki neden bir kadın olarak bu kadar zarar görmek zorunda kaldım?

Başarısızlık damgası yedim?

Neden haklarım devletimin güvencesinde değildi ve neden gasp edilmemle ilgili devletin ilgili birimleri beni korumadı?

Dik durup taviz vermediğim için mi?

Başımda, arkamda, yöremde bir erkek olmadığı için mi?

Hayır!

Ülkemdeki cinsiyetçiliğin ve kadına bakışın bu derece ahlaki bir çöküş yaşadığı için…

Peki bu süreçte benden neler istendiğini, benim hakkımı aradığım için nelere, kimlere maruz bırakıldığımı, bana nelerin yaşatıldığını ve bunların içerisinde kendim olmaya, insan kalabilmeye çalıştığım için mi kanunen haklarım elimden alındı ve bezdirildim?

Soruyorum.

İnanın ben de merak ediyorum.

Bu kadar olumsuzluk içerisinde halen ülkemde “kadın hakları var, adalet var” diyebilir miyiz?

Şimdi ben, vatandaşlık haklarımı ve görevlerimi bilen, kendi maddi imkanları ile sistemin çarklarının dönmesi için ülkeme destek olmak adına girişimde bulunmuş bir yurttaş olarak, devlet tarafından Anayasal haklarımın korunmadığını gördükten sonra, nasıl bir daha ülkeme güvenebilirim?

Ülkemde kadın girişimci olmanın zorluklarını, ülkemin şu andaki durumunu, kendi dilimde sizlere anlatmak istediğim bu yazımda umarım sizlere tecrübelerimle faydalı olabilmişimdir.

Bu duygularla 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün insanlığa barış, adalet ve onurlu bir yaşam getirmesini diliyor ve hep birlikte bu zor günleri aşacağımızı belirterek tamamlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir