BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Türkiye’nin ulusal kimliği nereye eviriliyor?

6 dakika okuma süresi

Fotoğraf: Toplumsal Haber.

Türkiye’nin son 10 yılı göz önünde tutulduğunda “Ortadoğulaşma” olarak kamuoyunda isimlendirilen süreci son Afgan sığınmacılarla yeniden tartışılmaya başlandı. Elbette meselenin iç ve dış politik yönleri olduğu kadar Türkiye’nin ulusal kimliği açısından da süreç yeni bir evreye doğru hızla sürükleniyor.

Türkiye demokratlarının iktidara gelmesiyle bu meselenin nasıl ele alınması gerektiği konusunda kamuoyunda birçok tartışma yapılmakta ve bunun işaretleri görülmektedir. Peki Türkiye’nin gelecek yıllarda ihtiyaç duyduğu ulusal kimlik ne yönde şekillenecek? Türkiye bu sıkışmışlığı nasıl aşacak? Bu konuda politikaların oluşması açısından Türkiye’nin ulusal kimliğinin yaşadığı tarihsel arka planı ve bu dinamik süreci anlamakta yarar var.

Kadim coğrafya: Türkiye

Türkiye coğrafyasını oluşturan Trakya, Anadolu ve Mezopotamya tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir göç yoludur. Tarihte en eski inançlara, medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu coğrafya, tarih boyunca göçlerle şekillenmiştir. Bu coğrafya üzerinde kurulmuş ve en uzun süre ayakta kalmış devletlerden olan Osmanlı İmparatorluğu özellikle Fransız Devrimi sonrası ortaya çıkan yeni fikir akımlarından etkilenmiş ve bir dizi reform hareketleri başlatmıştır. Ulusal kimlik konusunda ilk önce “Osmanlıcılık” fikri ortaya çıkmış fakat hemen akabinde Balkanların Anadolu’dan kopmasıyla sona ermiş ve yerini “İslamcılık” fikrine bırakmıştır. Ancak İslamcılık’ta özellikle I. Dünya Savaşı’nda Arapların İngilizlerin hegemonyasına girmesiyle sona ermiş ve onun yerini “Türkçülük” ideolojisi almıştır.

Cumhuriyet’in ilanı Türkiye’nin ulusal kimliği açısından önemli bir eşiktir

Kurtuluş Savaşı sürecinde 1920 yılında Ankara’da kurulan gazi Meclis’te “Türk” ulusal kimliği 1924 yılında alınan idari kararlarla Cumhuriyet değerleriyle yeniden şekillenirken CHP’nin uyguladığı Türk ulusal kimliği programının temelinde 6 ilke yer almıştır. Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik ve İnkılapçılıkla şekillenen Türk ulusal kimliği, dinamik bir süreç yaşamış ve günümüzde ders kitaplarında hala işlenmesine rağmen etkisini yitirmiştir. Türkiye’de Cumhuriyet rejiminin temelini oluşturan bu 6 ilke çeşitli hükümetler tarafından esnetilmiş ve bir reform sürecine iç ve dış etkenlerle birlikte sokulmuştur, fakat istenilen başarıyı vermemiştir. Bunun temel nedeni Türkiye’nin kurumsallaşmış bir demokrasiye geçememesinden kaynaklanmış ve bu nedenle demokratik bir ulusal kimlik “müesses nizam” olarak siyasiler tarafından oluşturulamamıştır.

Türkiye 1946 yılında ABD’nin direktifleri ile demokrasiye geçerken 1950 yılında iktidara gelen DP’nin 10 yıllık sürecinde maalesef çok kötü bir demokrasi sınavı vermiş ve bunun sonucunda 1960 yılında ordu yönetime el koymuştur. DP, Türkiye’yi demokratikleştirmek ve Batı uygarlığında ülkenin konumunu sağlamlaştırmak yerine devleti ele geçirme siyaseti izlemiş ve bu yönüyle darbenin ana gerekçesini oluşturmuştur. Ardından gelen iktidarlarda kısmen demokratikleşmeye yönelik adımlar atmaya çalışsa da devletin içindeki klikler tarafından bu girişimler engellenmiştir.

Soğuk Savaş sonrası Türkiye demokratikleşme fırsatını kaçırdı

Türkiye yakın tarihi açısından Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle oluşan konjonktür devletin demokratikleşmesi açısından bir fırsat sunmuştur. Turgut Özal önce Başbakanlık sürecinde izlediği neoliberal politikalarla, reform sürecinin altyapısını çok hızlı bir şekilde ve plansız gerçekleştirmiş, sadece ulusal kimliğimiz açısından değil birçok yönüyle yeni sorunları ortaya çıkmasının ana neden olmuş ve 1990’lı yıllarda Türkiye yine iç ve dış etkenler nedeniyle istikrarsız bir sürece girmiştir. Bu istikrarsızlık sürecinin sonunda ulusal kimliğimiz de bir olgunlaşma yaşarken 2000’li yıllarda Bülent Ecevit Hükümeti tarafından başlatılan AB süreci Türkiye’nin nihayet demokratikleşmesi için umut vaat etmiştir.

AKP Hükümeti başlangıçta umut vaat ediyordu

AKP Hükümeti siyasal İslam gömleğini çıkartıp yerine demokrasi gömleği giymesi ve önceki hükümetin programını sürdürmesiyle Türkiye’nin çileli halkı kısmen de olsa bir refah süreci yaşamıştır. Türkiye’nin temel meseleleri TV’lerde tartışılıyor, toplum AKP’den daha fazla demokrasi ve özgürlük talep ediyordu. AKP’nin reform yılları takip ettiği gizli ajandayı uygulamaya almasıyla sona eriyor ve Türkiye kısmen de olsa Cumhuriyet’in getirdiği kazanımlardan da gittikçe uzaklaşıyor ve Ortadoğulaşıyordu.

15 Temmuz: Merhaba Ortadoğu!

2010’lu yıllarda AKP’nin gerek ülke içersinde, gerek Ortadoğu’da takip ettiği siyasal İslam politikası Mısır, Suriye, Irak ve Türkiye’de başarısızlıkla sonuçlanırken 15 Temmuz Darbe Girişimi AKP’ye yeniden hayat öpücüğü kazandırıyordu. 251 demokrasi şehidimizin haberiyle uyandığımız 16 Temmuz günü belki de AKP ve Türkiye için tekrardan bir fırsat sunuyordu. Ancak ülkenin demokratikleşmesi için oluşan bu fırsat AKP ve MHP tarafından bir parti devleti inşa etmekle kullanıldı. Bu süreçte ulusal kimliğimizde oluşan farklılıklar “Türk-İslam” kimliğine sığdırıldı ve TBMM’de ilk önce Kürt siyasal hareketi tasfiye edildi, ardından tezkereler devreye sokuldu.

%50+1’in tiranlığına tanık oluyoruz

Türkiye bugün geldiği noktada devlet olma vasfını kaybetme sürecine girerken aynı zamanda hakikatlerle de yüzleştiği toplum psikolojisinde yeni travmaların oluştuğu bir dönemin içine girmiştir. AKP-MHP için sonun başlangıcı olarak okuduğum bu süreç sonunda bu düzen yıkılıp gidecekken, ortaya çıkan panik nedeniyle savrulmuşlukla atılan adımlar Türkiye’nin yeniden yapılandırma sürecini de uzatmaktadır. ABD ve AB’ye verilen tavizler demokrasiden Türkiye’yi uzaklaştırırken, gelecek yıllar için şimdiden herkesin eteğindeki taşları dökmesini de avantajlı buluyorum.

Demokratik ulus nedir?

Türkiye’nin AKP-MHP ve şürekasından sonra demokratikleşme süreci demek müesses nizamın yeniden kurulması demektir. Türkiye’nin yönetim sistemi Cumhuriyet rejimi içersinde “başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter, federal” ne olursa olsun kurumlarının demokratikleşmesi demek aynı zamanda demokratik bir ulus demektir. Peki bu ulus kimlerden oluşuyor? Etnik, dinsel, ideolojik farklılıkların “bölünme” değil, “zenginlik” olduğu bir toplumun demokrasiyi içselleştirmesi bir arada yaşamın temel anahtarıdır. Bu modelde “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” bizim ulusal kimliğimiz olacaktır. Ay yıldızlı al bayrağımız ulusal sembolümüz, demokratik anayasamız ise bizim bir toplum sözleşmemiz olacaktır.

Türkiye demokratları bir umut olabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kurucu kadro demek CHP demekti. Günümüz CHP’si 2011 sonrası Türkiye’nin Batı Uygarlığında yer alması ve Ortadoğu bataklığından ilelebet kurtulması için kısmen de olsa bir dönüşüm süreci yaşadı. Tarih tekerrürdür dediğimiz noktadayız. CHP’nin muhalefete liderlik ettiği bir dönemde tüm eleştirilerimize rağmen hala bir Suriye veya Irak olmadıysak bu Türkiye demokratlarının bir başarısıdır. 2019 yerel seçimlerinin taşıdığı anlam sembolik değildir bir gelecek umudunun taşıdığı ruhtur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun dünyaya seslenişi, haftanın belirli günlerinde evinin mutfağından bunalmış, umudunu kesmiş gençlerle ve onların aileleri ile sohbeti evet bana umut veriyor. Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laik-dindar olmadan önce insanız. Coğrafyamızın hamurunda Yunus’un, Mevlana’nın, Pir Sultan Abdal’ın dostluk, kardeşlik mayası vardır. AKP ve MHP’nin zehirlediği bu hamuru yeniden “evrensel” değerler mutfağında Türkiye demokratlarının şefliğinde yoğurmak bizim elimizde.

Çünkü artık ikinci bir şansımız olmayacak.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir