BRANDDAY

Tarafsız, yorum-haber ve analiz.

Avrupa Birliğinin yeni lideri kim olacak?

9 dakika okuma süresi

Merkel sonrası Avrupa Birliğinin yeni liderinin kim olacağı, Paris-Berlin arasında adeta bir bilek güreşine döndü.

Avrupa çok çalkantılı bir dönemden geçiyor. Haber Global’den Gökhan Kam’a göre, “Bir yanda pandemi ile mücadelede sorunsuz bir kış geçirmek diğer yandan da kışı geçirecek doğalgaz bulma derdindeler. Almanya’da 16 yıllık Merkel iktidarının sona ermesi ile ne olacağı da ayrı bir soru işareti. Eğer ülke bir an önce başbakanını seçmezse Avrupa Birliği’nde de karar almak çok zor hale gelecek.”

Uluslararası basında Merkel sonrası Avrupa Birliğinin geleceği çok fazla tartışıldı. Merkel, Avrupa Birliğini domine eden Almanya’nın Başbakanı olarak, dünya siyasetinde de Almanya’nın çok daha etken bir ülke konuma yükselmesinde büyük pay sahibi oldu.

Avrupa’nın lokomotif ülkesi Almanya’da ekonomi, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) sebep olduğu sağlık ve ekonomik kriz nedeniyle 2020’de yüzde 5 küçülerek, 10 yıldır aralıksız büyümeye son vermişti. Dünyanın en büyük üçüncü ihracatçısı olan Almanya, G-7 ülkeleri arasında en fazla ticaret fazlası veren ülkedir. 2021 yılının ilk çeyreğinde %1,6 büyüyen Almanya, ABD, Çin ve Japonya’nın ardından dünyanın dördüncü büyük ekonomisi konumunda. Diplomatik olarak da Rusya, Çin, ABD gibi ülkelerle en üst düzeyde görüşmelerini eşit düzeyde sürdüren Almanya, bunun son örneğini ABD ve Rusya arasında bir denge unsuru olarak gösterdi.

Rusya-Almanya dengesi

Almanya, Rusya ile iyi bir diyaloga sahiptir. Avrupa Birliği ve Rusya arasında ilişkiler son derece gergin olsa da, Putin ve Merkel birbirlerine karşı rasyonel politikalar izledi. Rusya’nın AB yanlısı Ukrayna’ya müdahale ederek, Kırım’ı ilhak etmesi ve Don-Bas bölgesini kontrol altına alması sonrası Batı ile Rusya arasında Almanya dengeyi sağlamıştır. Alman şansölye Angela Merkel her ne kadar Rusya’nın Kırım’ı işgaline yönelik, Rusya’ya ekonomik ve siyasi açıdan pahalıya mal olacağını ifade etmiş olsa da Almanya enerji konusunda Rusya’ya bağımlı kalmıştır.

Merkel ve Putin Zirvesi

Hem Ukrayna meselesinde diplomatik gücüyle Rusya’yı bir noktada tutmayı başaran Almanya, hem de Rusya ile ABD yaptırımlarına rağmen, önemli bir doğalgaz anlaşması imzaladı. Almanya’nın yaklaşan önemli enerji krizi öncesi attığı bu stratejik adım, Rusya açısından da bir ekonomik kazanım olarak ortaya çıktı. Rusya ve Almanya arasındaki bu doğalgaz hattı, Türkiye açısından ise olumsuz oldu. Türkiye sahip olduğu boru hatları sayende Avrupa ile petrol ve doğalgaz üreten ülkeler arasında bir köprü görevi görüyor. Rusya her ne kadar doğalgazı bir yaptırım kartı olarak kullanmasa dahi, dünyanın önemli bir enerji üreticisidir. Almanya’nın Rusya’dan senelik doğalgaz ithalatı 8-10 milyar euro olarak değişiyor. Almanya Rus gazını bu şekilde daha uyguna alacak. Bu misyonun başına da eski Başbakan Gerhard Schröder getirildi. Schröder Rusya’yı çok yakından bilen bir isim. Putin’le olduğu kadar Erdoğan’la da iyi bir diyaloga sahip.

İnfo-grafik: Anadolu Ajansı

Rusya ve Almanya arasındaki doğalgaz ticareti hakkında detaylı bilgiler için Gökhan Kam’ın yazısının tamamını linkten okuyabilirsiniz.

Avrupa Birliği – Rusya ilişkileri

Rusya, Avrupa Birliği’nin sınır uzunluğu bakımından en büyük komşusu olmakla birlikte, üçüncü büyük ticari ortağı konumundadır. Yakın zamanlarda patlak veren Ukrayna krizi ile Kırım krizi, ilişkileri ciddi oranda etkilemektedir.

Ursula Von Der Leyen

Rusya ve AB arasındaki ekonomik ilişkileri Anadolu Ajansı’na değerlendiren Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu “Rusya, AB için önemli pazar konumunda ve AB de Rusya’nın en önemli ticari ortağı. İlişkiler bozulmadan önce 2013’te Rusya-AB arasındaki ticaret hacmi 417 milyar dolarken, 2020’de 219 milyar dolar seviyesindeydi. Yani aslında AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlardan Rusya kadar AB ülkeleri de zarar görüyor. AB içerisinde Rusya’nın en önemli üç ticari ortağı ise Almanya (41,9 milyar dolar), Hollanda (28,6 milyar dolar) ve İtalya (20,2 milyar dolar). Dahası Rusya, AB’nin eski üyeleri tarafından -yeni üyelerden farklı olarak- güvenlik alanında da önemli bir tampon bölge ve başta Orta Doğu olmak üzere uluslararası arenada etkin rol oynayan bir güç olarak algılanıyor. Kaldı ki, gittikçe güçlenen Çin karşısında da Rusya’nın önemi artıyor.” şeklinde değerlendiriyor.

Macron’un dış politikada artan etkisi

Fransa Almanya’dan sonra AB’nin en büyük ikinci ülkesi olurken, Dünyanın ise 7. büyük ekonomisi konumunda. Tanınmış 9 nükleer güce sahip ülke olan Fransa, 51 milyar dolarlık savunma harcamasıyla dünyada bu alanda Almanya ile birlikte 7. sırada. Dünyadaki siyasal gelişmeler, iç politikada son derece sıkışmış olan Emmanuel Macron’a, dış politikada yeni alanlar açıyor. Politico’ya göre, Nisan 2022 seçimleri öncesi anketlerde %24’lük oyla Marie Le Pen’in 6 puan önünde bulunan Macron, Mayıs ayında anketlere göre %25 puanla Le Pen’in 2 puan gerisine düşmüştü. 2017 yılında Fransa tarihinin en genç Cumhurbaşkanı olan Macron, özellikle ekonomi politikalarında Fransız halkının beklentilerini karşılayamadı. Pandemi sürecinde yapılan sosyal yardımlar çerçevesinde durumu kısmen kendi lehine toparlasa da özellikle Fransa’da iç güvenlik tartışmaları nedeniyle Le Pen’e giden sağ oylar karşısında Le Pen’in söylemine yaklaştı. Aşırı sağcı Le Pen’de “Fraxit” ısrarından vazgeçerken, Ulusal Cephe olan partisinin ismini Ulusal Birlik olarak değiştirdi. Fransa’nın iç politikasındaki son gelişmeler hakkında daha fazla bilgiye Euronews muhabiri Sertaç Aktan’ın Youtube kanalından ulaşabilirsiniz.

Macron Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da etkisini arttırmak istiyor

Macron, Fransa’nın eski sömürgelerine yönelik bir politika geliştirdi. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da Türkiye ve Rusya ile rekabet eden Macron, Ukrayna-Rusya krizinde de AB içinde Almanya ile birlikte politikalar geliştiriyor. NATO içinde de özellikle Erdoğan ile Doğu Akdeniz, Irak, Suriye, Libya ve S-400’ler konusunda çatışan Macron, bu konularda Türkiye’yi 2019 Aralık ayında gerçekleşen NATO Zirvesi’nde ABD eski Başkanı Donald Trump’a şikayet etmişti. NATO’nun “beyin ölümü gerçekleşti” diyen Macron’a NATO’dan tepki gelirken, Rusya desteklemişti.

Macron’un dış politikadaki hedefleri

Macron, Fransız silah endüstrisi için yeni pazarlar arayışında. Grandjean, SIPRI düşünce kuruluşunun bildirdiğine göre, Fransa, yabancı silah satışlarında dünya sıralamasında ABD ve Rusya’nın ardından üçüncü sırada yer alırken, onu dördüncü ve beşinci olarak Almanya ve Çin izliyor.

İsveçli düşünce kuruluşunun raporuna göre, 2016-2020 satışlarına göre ABD silah ihracatının yüzde 37’sini, Rusya’nın yüzde 20’sini, Fransa yüzde 8,2’sini, Almanya’nın yüzde 5,5’ini, Çin’in yüzde 5,2’sini ve İngiltere’nin yüzde 3,3’ünü elinde tuttu. Son 10 yılda 13,8 milyar dolarlık silah ihracatı gerçekleştiren Fransa, bu alanda ABD ile ciddi bir rekabet halinde. Avustralya, Fransa’yla arasındaki 40 milyar dolarlık denizaltı satın alma anlaşmasını iptal ettiğini, bunun yerine ABD ve İngiltere ortaklığında üretilen nükleer denizaltılardan alacağını açıklamıştı. Karara tepki gösteren Fransa, bunu ‘müttefikleri tarafından sırtından bıçaklanmak’ olarak değerlendirdi. AB Konseyi Başkanı Michel de Fransa’ya destek vererek Biden yönetimini “vefasızlık”la suçladı.

Fotoğraf: VOA

Macron, Biden’la yaptığı görüşmede “Avrupa savunması ve Avrupa ordusu projesine destek” taahhütünü aldı. İki lider, Ekim ayı sonunda yüzyüze görüşerek ilişkileri normalleştirmek için çalışmaya devam edecek. AB Dönem Başkanlığı’nı Ocak ayında üstlenecek olan Macron, bu krizden, “Avrupa Ordusu’na yeşil ışık” kartını alarak çıkmayı planlıyor.

Fotoğraf: AP

Nedir bu Avrupa Ordusu?

Ortak bir Avrupa savunması fikri, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un AB içinde tartışmaya açtığı bir gelişme olarak son yıllarda yeniden gündemde. Hedef, giderek dünya siyasetinde etkisi artan Çin ve Rusya’ya karşı NATO’ya alternatif olacak bir Avrupa savunma gücü kurmak. Bu konuda hem NATO içinde, hem de AB içinde farklı görüşler bulunuyor. Danimarka, İsveç gibi savunma konularında NATO’ya bağımlı olan ülkeler, Macron’un önerisine karşı çıkarken, “Macron’un Avrupa Ordusu kurulmasına ilişkin sözlerine, Almanya Şansölyesi Angela Merkel de Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı bir konuşma ile destek vermişti. AB’nin iki büyük gücünden gelen açıklamalar, birlik yetkilileri tarafından da memnuniyetle karşılandı. Fransa, İngiltere’nin AB’den çıkmasından sonra, Birlik üyesi ülkeler içinde nükleer silahlara sahip tek ülke olma özelliğini taşıyor.

NATO içindeki bütçe tartışmalarını Sputnik’teki makalesinde özetleyen Turan Salcı, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, geçtiğimiz Mart ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın savunmasını kuzeyde ABD, Kanada ve İngiltere, güneyde ise Türkiye gibi Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin sağladığını söylediğini, Stoltenberg’in NATO’nun savunma harcamalarının yalnızca yüzde 20’sinin AB ülkelerinden geldiğini belirtmesinin bu rahatsızlığın ifadesi olduğunu belirtiyor.

France′s Macron defends NATO ′brain death′ remarks | News | DW | 28.11.2019
Fotoğraf: AFP

Macron’un AB liderliği konusunda Fransa’nın dünyadaki askeri ve diplomatik gücünü arkasına alırken, iç politikada da bu şekilde destek almak istiyor. Fransa’nın iç kamuoyunda NATO karşıtlığı ilk değil. Fransa’da sağ ve sol partiler Fransa’nın NATO’nun askeri kanadından çekilmesinden yana. Voice Of America’dan Arzu Çakır’ın derlediği analize göre Macron’un Nisan 2022’deki seçimlerde kamuoyu desteğini arttırmak için 2022 yılının başında alacağı AB Dönem Başkanlığı sürecinde Avrupa Ordusu ve Avrupa liderliği için adım atacağı bekleniliyor.

Olaf Scholz Yeşiller ve Liberallerle hükümeti kurabilecek mi?

Almanya’daki seçimlerden sonra Almanya’nın AB içindeki konumu da tartışılmaya başlandı. Uluslararası medyada yapılan analizler, Olaf Scholz’un Merkel’in kabinesinde Maliye Bakanlığı sürecinde hazırlanan 750 milyar euroluk “COVID-19 Paketi” sürecindeki başarısıyla ön plana çıkarırken, Guardian’da yer alan bir analizde Scholz’un dayanışmaya dayalı bir mülteci politikası oluşturma, çevre reformunu yürütme ve bunları ekonomik büyümeyle birleştirme konusundaki zor süreçte AB’ye liderlik rolü üstlenmesi konusunda baskı altında kalacağını söylüyor.

Eylül ayının başında, seçim öncesi Macron ile görüşmesinden sonra Scholz, değişen bir dünyada Avrupa egemenliğini güçlendirmede Almanya’nın kilit ortağı olarak Fransa’yı seçti. “Fransa ile birlikte, Avrupa’nın şimdi geleceğimiz için bu egemenlik yolunda ilerlemesini sağlamalıyız” demişti.

Macron, Merkel ile samimi ilişkilere sahip olsa da, zaman zaman Almanya’nın bütçe katılığı konusunda gerginlikler yaşandı ve Paris, Scholz’un Federal Almanya’nın Başbakanı olması halinde daha esnek bir yaklaşım umuyor.

TAVAK Vakfı Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen’in “Almanya’nın AB liderliği bitiyor mu?” başlıklık yazısında AB’nin yeni lideriyle ilgili değerlendirmesinde şunları söylüyor. “Olaf Scholz’un fazla bir liderlik vasfı yok. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Nisan 2022’ye kadar AB’ye liderlik etmeye çalışacaktır ama onun liderliğinin de etkili bir liderlik olmayacağını tahmin ediyorum. Avrupa Birliği lidersiz bir döneme giriyor. Artık AB bütçesinin neredeyse %40’nı ödeyen Almanya, AB’ye yön veremeyecek. Almanya’nın yeni Başbakanı’nın, Putin ve Biden’la aynı göğüs hizasında hareket eden bir lider olamayacağını düşünüyorum. ”

Yazısında AB’nin Merkel sonrası boşluğa düşeceğini belirten Şen, “Özellikle Merkel sonrası yeni bir liderin kolay kolay çıkamayacağı AB, bir süre bu boşluğu dolduramayacak. Bu süreçte ise Transatlantik Paktı’nı AB ile gerçekleştirme konusunda mutabık kalan Biden’la,  Merkel’le Kuzey Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi konusunda anlaşma yapan Putin, Merkel sonrası AB siyasetine etki etmek isteyeceklerdir. Avrupa Birliğinin ortak bir dış politikasıyla, ortak bir savunma gücünün olmayacağından kısa ve orta vadede hareket edebiliriz.” diyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir